Oscar aday adayı filmi: Kesilmiş Bir Ağaç Gibi
Günümüzde, hangi dilde konuşuyor ya da dünyanın hangi coğrafyasında yaşıyor olursa olsun, film veya dizi izlemeyen insan sayısı yok denecek kadar azdır. Sinemayı ve dizileri sevmeyenler elbette vardır; ancak bu, oldukça küçük bir istisnadır. Çünkü sinema, artık yalnızca bir sanat dalı değil, dünyanın ortak anlatı dili haline gelmiştir.
Dünyanın hemen her coğrafyasında filmler çekiliyor. Bu filmler kimi zaman sinema salonlarında seyirciyle buluşuyor, kimi zaman film festivallerinde gösteriliyor, kimi zaman da dijital platformlar aracılığıyla dünyanın dört bir yanına ulaşıyor.
Aslında her ülkenin, her toplumun ve her insanın anlatacak bir hikâyesi var. Sinemanın gücü de tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü iyi bir film yalnızca bir hikâye anlatmaz; aynı zamanda yaşadığı döneme, topluma ve dünyaya ayna tutar diyebiliriz.
Film festivallerindeki filmlere baktığımızda da bunu açıkça görebiliriz. Büyük festivallerde gösterilen filmlerin önemli bir bölümü, yalnızca estetik kaygılarla yapılmış filmler değildir. Bu filmler çoğu zaman bir soruna, bir toplumsal yaraya, bir politik meseleye ya da insanlığın ortak bir problemine parmak basar.
Her festivalin kendine özgü bir sinema anlayışı ve dünyaya bakışı vardır.
Berlinale, yani Berlin Film Festivali, politik sinemaya, aktivizme ve toplumsal duyarlılığa verdiği önemle öne çıkar. Radikal eleştiriler, insan hakları, savaşlar, göç, eşitsizlik ve toplumsal mücadeleler, festivalin sinema anlayışında önemli bir yer tutar.
Cannes Film Festivali ise daha çok yüksek estetik anlayışı, auteur sineması ve yönetmen odaklı yaklaşımıyla dikkat çeker. Cannes’da sinemanın sanatsal gücü kadar, estetik ile politik düşüncenin bir arada bulunması da önemlidir. Festivalin dünya sinema endüstrisi üzerindeki etkisi ise tartışılmazdır. Cannes’da bir filmin gösterilmesi, bir yönetmenin kariyerinde önemli bir dönüm noktası olabilir.
Venedik Film Festivali, tarihsel hafıza ve çağdaş jeopolitik sorgulamalar açısından dikkat çekmektedir. Kolektif hafıza, geçmişle yüzleşme, tarihsel travmalar ve cesur biyografik ya da politik dramalar festivalin programında sıkça karşımıza çıkar.
Sinema dünyasının en önemli organizasyonlarından biri olan Oscar Ödülleri de bu küresel sinema yolculuğunun en önemli duraklarından biri.
Oscar’da “En İyi Uluslararası Film” kategorisi, dünya sinemasının Amerikan sinema endüstrisiyle buluştuğu en önemli platformlardan biri. Bir filmin kendi ülkesinde aday olarak seçilmesi ve ardından Oscar yarışında kısa listeye, nihayetinde de son beş aday arasına girebilmesi, oldukça katmanlı ve zorlu bir süreç gerektiriyor.
Öncelikle ülkeler kendi adaylarını belirliyor. Ardından Oscar Akademisi tarafından filmler değerlendiriliyor, kısa liste oluşturuluyor ve son aşamada beş film aday olarak açıklanıyor.
Sistemin en çok eleştirilen yönlerinden biri, her ülkeye yalnızca bir filmle yarışma hakkı verilmesi. Yılda yüzlerce nitelikli film üreten Fransa, Japonya veya Güney Kore gibi güçlü sinema endüstrileri ile yılda çok daha az sayıda film üreten ülkelerin aynı kota üzerinden değerlendirilmesi, beraberinde ciddi tartışmaları getiriyor.
Çünkü bazen bir ülkenin seçtiği film çok başarılı olsa bile, aynı ülkeden çıkan ve yılın en iyi filmleri arasında gösterilen başka yapımlar Oscar yarışının dışında kalabiliyor.
Bir ülkenin seçtiği filmin Oscar’da adaylık elde etmesi, yalnızca yönetmenin ya da oyuncuların başarısı değildir. Bu başarı, aynı zamanda o ülkenin sinemasının dünyadaki görünürlüğü, filmin dağıtım ağı, yapımcıların gücü ve kültürel diplomasinin ortak sonucudur.
Ancak bütün bu sistemin içinde sanatın gücünü de unutmamak gerekir. Çünkü bazen güçlü bir lobi ve büyük bütçeler değil, yalnızca iyi bir hikâye ve güçlü bir sinema dili kazanır.
“Parasite” ve “Roma” gibi filmler bunun en önemli örneklerindendir. Bu filmler yalnızca “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde başarı elde etmekle kalmamış, aynı zamanda Oscar’ın ana kategorisi olan “En İyi Film” ödülüne kadar uzanarak tarihe geçmişlerdir.
Berlin’de politikayı, Cannes’da estetiği, Venedik’te hafızayı, Saraybosna’da travmayı ve yüzleşmeyi konuşabiliriz. Oscar’da ise bütün bu hikâyelerin dünyaya nasıl ulaştığını görebiliriz.
Türkiye’nin Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birlikleri ve sinema temsilcilerinden oluşan kurul kararıyla, bu yıl Akademi Ödülleri’nde ülkemizi temsil edecek yapım belli oldu. Yönetmenliğini Tunç Davut’un üstlendiği “Kesilmiş Bir Ağaç Gibi”, Oscar maratonunda Türkiye’nin resmi aday adayı olarak yolculuğuna başlıyor. Başrollerini Ali İpin, Feyyaz Duman ve Selen Kurtaran’ın paylaştığı film, bir bayram arifesinde bir araya gelen bir ailenin ve çevresindekilerin kesişen hayatlarını odağına alıyor.
Film yönetmen Tunç Davus’un ikinci uzun metraj filmi, Proje aşamasında Berlinale Talents Project Market, Cinelink ve Cinemed Development Grand’a davet edilmiş, CİNEMED ve CNC Proje geliştirme ödülü ve Ttra Films Sound ödülü almış.
Türkiye’de bir çok festivalde ana yarışmada yer almış bir film. Başarılar Dilerim.
İyi Seyirler.
