Danimarka’dan Bursa’ya ‘Kuzey Rüzgârı’
SEMA NUR ÇINAR/GEZİ YAZISI
Bursa’nın dinamik temposundan Kuzey Avrupa’nın dingin ama bir o kadar da renkli başkenti Kopenhag’a uzanan keyifli bir rotadayız. Danimarka’nın kalbi olan bu şehir, disiplinli şehir planlaması, pedalların hiç durmadığı akıcı bisiklet yolları, minimalist İskandinav tasarımı ve yüzyıllara meydan okuyan, özenle korunmuş tarihi dokusuyla ziyaretçilerini adeta bir Andersen masalının sayfaları içine çekiyor. Yüzlerce yıllık yapıların ve kanalların çevrelediği Kopenhag sokaklarında, şehrin en canlı ve ikonik noktalarını adım adım keşfe çıktık.
KARTPOSTALLARIN HAYAT BULDUĞU YER: “NYHAVN”
Kopenhag denilince zihnimizde canlanan o ilk meşhur kareyle, Nyhavn (Yeni Liman) ile keşfimize başlıyoruz. Kanal boyunca inci gibi dizilmiş ikonik renkli evlerin sudaki yansımaları şehre büyüleyici bir atmosfer katıyor. Ancak buraya adım atar atmaz sizi karşılayan ilk şey müthiş bir turist akını ve cıvıl cıvıl bir insan seli oluyor. Kartpostalları aratmayan bu güzelliğin önünde en iyi kareyi yakalamak isteyen kent ziyaretçileri, adeta birbiriyle yarışarak fotoğraf çekilme sırasına giriyor.
Kanal boyunca sıralanan şık kafelerden yükselen kokular yürüyüşünüze eşlik ederken, adım başı karşınıza çıkan en yaygın sokak lezzeti ise çıtır çıtır servisiyle meşhur Fish & Chips. Şehrin adeta sokak yemeği haline gelen bu lezzet, hem pratikliği hem de lezzetiyle liman boyu yapılan yürüyüşlerin vazgeçilmez bir parçası.
Nyhavn ve genel Kopenhag sokaklarında bir Türk gazeteci olarak beni en çok şaşırtan detay ise tartışmasız şehrin bisiklet hakimiyeti oldu. Kentte insan nüfusundan da arabalardan da fazla bisiklet var! Coğrafi olarak tamamen dümdüz olan, bünyesinde hiçbir engebe veya yokuş barındırmayan Kopenhag’da her yaştan insan günün her saati pedal çeviriyor. Arabaların değil bisikletlilerin hüküm sürdüğü bu akıcı trafik, kentin sürdürülebilir yaşam kültürünü gözler önüne seren en çarpıcı deneyimlerden biriydi.
BİR BAHÇEDEN ÇOK DAHA FAZLASI: “TİVOLİ BAHÇELERİ”
Rotamızı şehrin tam kalbinde yer alan Tivoli Bahçeleri’ne (Tivoli Gardens) çeviriyoruz. Burayı sadece bir lunapark veya sıradan bir park olarak tanımlamak haksızlık olur. İçeri adım attığınız andan itibaren sayısız renkte ve türde bitki çeşitliliği sizi karşılıyor. Yeşilin ve çiçeğin her tonunu barındıran bu muazzam peyzajın içine ustaca yerleştirilmiş oyun ve eğlence alanları, mekanı her yaştan insan için bir cazibe merkezine dönüştürüyor.
SAAT 12.00’DE TARİHE TANIKLIK: “AMALİENBORG SARAYI”
Kopenhag’da kraliyet gelenekleri günlük yaşamın bir parçası olmaya devam ediyor. Danimarka Kraliyet Ailesi’nin kışlık ikametgahı olan Amalienborg Sarayı’na (Amalienborg Slot) doğru yol alıyoruz. Sarayın ihtişamı bir yana, buradaki asıl görsel şölen her gün tam saat 12.00’de gerçekleşen kraliyet muhafızlarının nöbet değişimi. Meydanı dolduran kalabalıkla birlikte biz de bu tarihi ve görkemli merasimi yerinde izleyerek şehrin ritmindeki o nostaljik ciddiyete tanıklık ettik.
KUSURSUZ ESTETİK VE NİZAM: “ROSENBORG KALESİ”
Şehrin merkezinde yükselen bir diğer şaheser ise 1606 yılında Kral IV. Christian tarafından inşa ettirilen tarihi Rosenborg Kalesi (Rosenborg Castle). Hangi açıdan bakılırsa bakılsın son derece fotojenik bir silüete sahip olan bu görkemli yapı, Danimarka’nın en eski kraliyet bahçesi olan King’s Garden’ın (Kral Bahçesi) tam ortasında yer alıyor. 19. yüzyılın ortalarına kadar krallara ev sahipliği yapan ve ülke tarihi için büyük önem taşıyan kale, 1838 yılından bu yana kapılarını ziyaretçilere müze olarak açıyor. Günümüzde kraliyet koleksiyonlarına, paha biçilmez tarihi eserlere ve göz alıcı kraliyet mücevherlerine ev sahipliği yapan bu ikonik yapı; heybetli mimarisi kadar çevresini saran bahçedeki kusursuz simetri ve nizamla da göz kamaştırıyor. Ağaçların, yolların ve peyzajın son derece nizami düzeni, Kuzey’in estetik anlayışının en zarif özetini sunuyor.
GEÇMİŞE AÇILAN KAPI: “DANİMARKA ULUSAL MÜZESİ”
Danimarka’nın geçmişi ne kadar köklü ise Danimarka Ulusal Müzesi de aynı oranda zengin ve devasa bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Bu görkemli müze; Taş Çağı’ndan Vikinglere, Orta Çağ’dan Rönesans’a ve modern Danimarka’ya kadar uzanan geniş zaman dilimiyle Danimarkalıların tüm tarihsel serüvenini gözler önüne seriyor.
Pazartesi günleri hariç haftanın her günü ziyaretçilerini ağırlayan müzenin devasa cam tavanlı, son derece aydınlık ve estetik iç mimarisi daha ilk adımda insanı büyülüyor. Zira müzenin bu büyük atrium salonu, bazı özel günlerde Danimarka Kraliyet Ailesi’nin prestijli davetlerine de ev sahipliği yapıyor.
Müzenin kalıcı koleksiyon bölümlerinde adeta çağlar arası bir zaman yolculuğu yaşanıyor. Koyu yeşil temalı galerilerde sergilenen dönem tabloları ve klasik portrelerin yanı sıra, eski çağlardan kalan nadide paralar, tarihi oyuncaklar ve sanatsal ustalık eseri objeler tarihin izlerini taşıyor. Müzedeki en heyecan verici duraklardan biri ise efsanevi Viking mirasının sergilendiği salonlar ile Eski Mısır’dan günümüze ulaşan mumyaların ve işlemeli lahitlerin yer aldığı gizemli vitrinler oluyor.
SON SÖZ
Özetlemek gerekirse Kopenhag; Nyhavn’ın cıvıl cıvıl renklerinden Tivoli’nin botanical dokusuna, Amalienborg ve Rosenborg’un asil kraliyet mirasından Ulusal Müze’nin binlerce yıllık köklü tarihine kadar her adımda ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sunuyor. Dümdüz sokaklarında pedallayan binlerce bisikletin simgelediği çevre dostu yaşam kültürü, gelenekle modernizmin harmanlandığı o yüksek estetik anlayışı ve İskandinav disiplininin getirdiği kusursuz nizam, bu şehri hayranlıkla gözlemlenen bir yaşam modeli haline getiriyor.
Kuzeyin bu masalsı ve dingin atmosferinden cebimizde ilham veren anılar ve renkli karelerle ayrılırken, Kent Bursa Gazetesi okurları için hazırladığımız bu özel gezi rotasını burada noktalıyoruz. Ancak İskandinavya maceramız henüz bitmedi, bir sonraki durağımız olan fiyortlar diyarı Norveç’in büyüleyici doğasında yeniden buluşmak üzere…
