Gelenekle gelecek arasında
İREM ERBAŞ / GEZİ YAZISI
Japonya…
Son zamanların en gözde destinasyonlarından biri.
Aynı zamanda çocukluğumdan beri ilgi duyduğum, merak ettiğim bir ülke.
Bizden tam 12 bin 652 kilometre uzakta…
Yıllardır hayalini kurduğum Japonya’ya sonunda gitmek üzere yola çıktığımda, aklımda fotoğraflardan ve videolardan tanıdığım bir ülke vardı. Kırmızı torii kapıları, ahşap tapınaklar, neon ışıklarıyla aydınlanan caddeler, kalabalık Tokyo sokakları…
Kyoto’da tarihin, geleneğin ve sakinliğin içinde kaybolurken, Osaka’da şehrin ritmine karıştık, Nara’da geyiklerle iç içe geçen unutulmaz anlara tanıklık ettik, Tokyo’da ise kalabalık ve renkli sokaklarda kendimizi şehrin akışına bıraktık.
Kyoto’dan Osaka’ya, Nara’dan Tokyo’ya uzanan bu yolculuk, benim için yalnızca bir Japonya gezisi değil; yıllardır merak ettiğim bir ülkeyi yakından tanıma fırsatıydı.
KYOTO’NUN BÜYÜSÜ
Japonya seyahatimizdeki ilk durağımız Kyoto oldu. Şehrin sokaklarında dolaşmaya başladığımız ilk andan itibaren kendimizi adeta farklı bir evrende gibi hissettik. İlk gün rotamız Kiyomizu-dera Tapınağı ile başladı. Ahşap tapınağın her köşesi insanı büyüleyen bir atmosfere sahipti; bir tarafında yemyeşil orman manzarası diğer tarafında ise sakin bir şehir manzarası…
Gion bölgesinde geleneksel Japon evlerinin ve dar sokakların arasında yürürken Kyoto’nun geçmişten bugüne taşıdığı atmosferi daha yakından hissetmek mümkün. Geleneksel Japon evleri ile çevrili sokakların arasından yükselen Hōkan-ji Temple Kyoto’nun en karakteristik görüntülerinden birini oluşturuyordu.
Bir sonraki durağımız, sosyal medyanın da gözde noktalarından biri olan Fushimi Inari Tapınağı oldu. Kyoto’nun en ünlü ve en çok ziyaret edilen Şinto tapınaklarından biri olan Fushimi Inari, özellikle binlerce kırmızı torii kapısından oluşan uzun geçitleriyle tanınıyor. Tapınağın bulunduğu Inari Dağı’na doğru uzanan bu kapıların arasında ilerlerken Japonya’nın en çok fotoğraflanan manzaralarından birinin içinde bulduk kendimizi. Yol boyunca farklı büyüklüklerdeki torii kapıları birbirini takip ederken, kalabalığın arasında yürümek bile başlı başına farklı bir deneyimdi.
Dolu dolu geçen şehir turumuzda ikinci durağımız ise Kinkaku-ji Tapınağı’ydı (Altın Tapınak). Yeşillikler arasında gölün kıyısından yükselen altın rengiyle yükselen bu tapınak suya vuran yansımasıyla da ziyaretçileri etkilemeyi başarıyordu.
Ardından Arashiyama’ya geçtik. Bambu ormanının uzun gövdeleri arasında yürümek, şehrin hareketinden uzaklaşıp kısa süreliğine bambaşka bir dünyanın içine girmek gibiydi.
KYOTO’DAN OSAKA’YA: DEĞİŞEN ATMOSFER
Kyoto’dan Osaka’ya geçtiğimizde ise atmosfer tamamen değişti.
Daha hareketli, daha renkli ve daha yüksek sesli bir şehir bizi karşıladı.
Osaka Kalesi, şehrin modern görüntüsünün arasında geçmişten gelen güçlü bir yapı olarak dikkat çekiyordu. Kaleyi gezdikten sonra rotamızı Shinsaibashi’ye çevirdik.
Alışveriş caddeleri, mağazalar ve kalabalık sokaklar arasında ilerlerken Osaka’nın günlük yaşamının içine karışmaya başladık.
Akşam olduğunda ise Dotonbori’nin ışıkları şehrin bütün enerjisini bir araya getiriyordu. Dev reklam ekranları, restoranlar, sokaklardaki kalabalık ve hiç bitmeyen hareketlilik Osaka’yı Kyoto’dan tamamen farklı bir deneyime dönüştürüyor.
“DİKKAT GEYİK ÇIKABİLİR!”
Evet doğru okudunuz. Bir sonraki rotamız ise Osaka’dan geyikleri görmek için gittiğimiz Nara şehri oldu. Nara’da sokaklara adım attığınız anda her an bir yerden geyik çıkabilir. ‘Nara Geyik Parkı’na doğru yavaş yavaş yürürken birkaç geyikle de selamlaşarak ilerliyoruz. Burada şehir hayatından uzaklaşıp geyiklerin arasında bir gün geçirmeye başladık. Parkın içerisinde serbestçe dolaşan geyikler, ziyaretçilerden yiyecek bekliyor ve sizleri selamlıyor. Onlarla aynı alanı paylaşmak, Japonya seyahatimizin en farklı ve unutulmaz deneyimlerinden biri oldu.
TOKYO’NUN FARKLI YÜZLERİ
Kyoto’nun sakin ve geleneksel atmosferinden, Osaka’nın hareketli sokaklarından sonra rotamız Tokyo oldu. Japonya’nın başkentine adım attığımız anda bizi çok daha farklı bir şehir karşıladı. Daha büyük, daha kalabalık, daha hızlı…
Tokyo’daki ilk durağımız Ginza oldu. Geniş caddeleri, mağazaları ve ışıklarıyla şehrin daha modern ve gösterişli yüzünü burada görmeye başladık. Günün ilerleyen saatlerinde ise rotamızı Akihabara’ya çevirdik.
Akşam saatlerinde Akihabara sokaklarında dolaşmak, Tokyo’nun başka bir yüzünü keşfetmek gibiydi. Renkli tabelalar, elektronik mağazaları, oyun salonları ve anime kültürünün izleriyle bölge, özellikle Japonya’nın popüler kültürünü yakından görmek isteyenler için oldukça farklı bir deneyim sunuyor.
Tokyo’daki sonraki duraklarımızdan biri Sensoji Tapınağı oldu. Asakusa’da bulunan tapınak, şehrin gökdelenleri ve modern yapıları arasında geçmişten bugüne uzanan bir köprü gibiydi. Tapınağa uzanan Nakamise Caddesi’nde yürürken bir tarafta hediyelik eşya dükkânları ve kalabalık, diğer tarafta ise yüzyıllardır varlığını sürdüren bir kültürle karşılaşıyorsunuz.
Shinjuku’da yüksek binaların ve kalabalık caddelerin arasında yürürken kendimizi dev bir metropolün tam ortasında bulduk. Her yerde hareket, her yerde insan vardı. Tokyo’nun sokaklarında yürürken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, bu büyük kalabalığın içerisindeki düzen oldu. Binlerce insanın aynı anda hareket ettiği caddelerde bile herkes kendi ritmi içerisinde yoluna devam ediyor.
Tokyo denildiğinde akla gelen görüntülerden biri de şüphesiz Shibuya. Dünyaca ünlü Shibuya Kavşağı’nda ışıkların değişmesiyle yüzlerce insanın aynı anda karşıya geçmesini izlemek, Tokyo deneyiminin en akılda kalan anlarından biriydi. Shibuya, Tokyo’nun hiç durmayan yaşamını en yoğun hissettiğimiz noktalardan biri oldu.
Tokyo Tower ise şehrin siluetini tamamlayan duraklardan biri oldu. Gökdelenlerin arasında yükselen kule, Tokyo’nun hem modern hem de ikonik görüntülerinden birini sunuyordu.
Bu şehir yalnızca kalabalığı ve gökdelenleriyle değil, birbirinden farklı dünyaları aynı anda barındırmasıyla etkileyiciydi. Birkaç saat içinde geleneksel bir tapınağın sessizliğinden çıkıp anime kültürünün merkezine, oradan da ışıklarla çevrili caddelere geçebiliyorsunuz.
Bu yolculuk boyunca Japonya’nın tek bir yüzü olmadığını gördük. Her şehir bize ülkenin başka bir tarafını gösterdi. Belki de Japonya’yı özel kılan en önemli şey de bu. Birkaç gün içerisinde yüzlerce yıllık bir tapınağın sessizliğinden çıkıp, dünyanın en hareketli metropollerinden birinin ortasında bulabiliyorsunuz kendinizi.
