BİR ÇOCUK NASIL ŞİDDETE YÖNELİYOR?
Bir çocuğu şiddete iten nedenler neler? Şiddet davranışı önceden fark edilebilir mi? Bursa Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gazanfer Anlı, çocuk ve ergenlerde şiddete yönelimin altında yatan psikolojik ve sosyal etkenleri anlattı. Anlı, aile tutumlarından arkadaş çevresine, sosyal medyadan okul iklimine kadar birçok faktöre dikkat çekti.
İREM ERBAŞ / RÖPORTAJ
Son dönemde çocukların karıştığı şiddet olayları, şiddetin çocuklar üzerindeki etkisini ve çocukları bu davranışlara yönelten nedenleri yeniden gündeme getirdi. Bursa Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı ve Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gazanfer Anlı, bir çocuğun şiddete yönelmesinin tek bir olayla açıklanamayacağını belirterek; aile ortamı, ebeveyn tutumları, akran ilişkileri, sosyal medya içerikleri ve çocuğun duygusal gelişiminin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Anlı, çocuklarda görülen içe kapanma, iletişimden uzaklaşma, uyku düzenindeki değişiklikler ve zorbalık davranışları gibi belirtilerin aileler ve öğretmenler açısından önemli uyarılar olabileceğine dikkat çekti.
Son dönemde okullarda çocukların karıştığı şiddet olaylarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir çocuğu şiddete yönelten temel psikolojik ve sosyal etkenler neler?
Son zamanlarda bizim için eğitimin temel yapıtaşı olan okullarımızın bu tür olaylarla anılması ve gündeme gelmesi maalesef çok üzücü. Okullarımız bilimsel faaliyetler, zekâ oyunları, projeler, değerler eğitimi, sportif ve sanatsal başarı gibi konularla gündeme gelmeli. Ancak istenmeyen olayların ortaya çıkması veya medyada yer alması da bizim bu hususlarda acilen ciddi önlemler almamız gerektiğini gösteriyor. Şiddet ise elbette çok boyutlu bir kavram. Normal şartlarda bir çocuğun şiddete yönelmemesi veya başvurmamasını, daha çok kendisini sözel olarak ve buna ilaveten beden dili ile ifade edip karşısındaki kişi ile etkin bir iletişim kurmasını bekleriz. Ancak aile ve çevresinde şiddet örnekleri var ve bu örnekler onaylanıyorsa, yine aynı ortamlarda sevgi, ilgi ve onaylanma ihtiyacı karşılanmıyor ve çocuk ihmal ediliyorsa, arkadaş çevresinde de şiddetin onaylandığı ve grup içerisinde yer almanın şiddet göstermeye bağlı olduğu durumlar ve ortamlar varsa, çocuğun takip ettiği TV, internet ve sosyal medya mecralarında şiddete başvuran kişiler yüceltiliyorsa, çocuklar da şiddete yönelebiliyorlar maalesef. Yine kişisel olarak kendine bakışı olumsuz olan, çaresiz ve çözümsüz hisseden, dürtü kontrol sorunu olan, sağlıklı sorun çözme becerisi öğretilmemiş veya ihmal ve istismar edilmiş çocuklarda bu tarz davranışlar görülebilmektedir.
Ergenlik döneminde yaşanan reddedilme, kıskançlık veya ilişki sorunları nasıl olup da öfke ve intikam duygusuna dönüşebiliyor?
İnsanoğlu hangi yaşam döneminde olursa olsun, öğrenmelerimiz bir anda davranışa dönüşmez veya kendiliğinden oluşmaz. Aynı şekilde bir duygunun, düşüncenin, tutumun davranışı etkilemesi de belli bir zamandan ve öğrenmeler neticesinde oluşacaktır. Bir olay oldu ve bu kişi de bu sebeple bu şekilde davrandı demek, kişiyi o davranışa iten geçmiş yaşantılarını, yetiştiği ailedeki ebeveyn tutumlarını, akran ilişkilerini, duygudurumunu, özgüvenini vb. birçok özelliğini yok saymak demektir. Ergenler özelinde baktığımızda da, bu döneme has olan kimlik arayışı ve hayatta dengeyi, duyguları, ilişkileri rayına koymaya çalışma çabası bazı değişikliklere yol açmaktadır. Bu dönemi ergenler daha çok kitap okuyarak, çevresini ve olanakları tanıyarak, verimli ve yararlı faaliyetlerde bulunarak ve buna ek olarak aile ve arkadaşlarının olumlu desteğiyle birlikte daha rahat ve az kayıpla atlatmaktadır. Ancak reddedilme veya ilişkilerinde sorun yaşama gibi durumlarda, verdiğimiz örnekteki ergenlerin bu durumları daha olgun karşıladığı, “reddedilmiş olabilirim ama bu beni eksik veya kötü biri olduğumu göstermez, kendimi seviyorum ve yoluma devam edeceğim” tarzındaki tutumu ile bu olayları nispeten daha rahat atlattığı gözlemlenmektedir. Ancak çatışma çözme becerisi kazandırılmamış, her yanlışında ciddi tenkitlere maruz kalmış, yok sayılmış ve görmezden gelinmiş, diğer kardeşleri veya arkadaşları ile sürekli kıyaslanmış, sorun yaşadığında da destek mekanizmaları bulamamış, sevgi ve saygı ikliminde yetişmemiş veya tam tersi bir biçimde ebeveynleri tarafından her istediği eksiksiz şekilde yerine getirilerek ve hataları düzeltilmeyerek, hiçbir şekilde üzülmesin diye adeta pamuklara sarılarak yetiştirilen ergenlerin sorun yaşadığı durumlarda öfke ve saldırganlığa eğilim göstermeleri olasıdır. Bu sebeple aile ortamının ve ebeveyn tutumlarının bu konuda etkili olduğunu düşünmekteyim.
Bir çocuğun şiddete başvurabileceğini önceden gösterebilecek davranışsal işaretler nelerdir? Aileler ve öğretmenler hangi değişikliklere dikkat etmeli?
Esasen elimizde yüzde yüz diyebileceğimiz bir gösterge olmamakla birlikte çocuğun bazı davranış değişiklikleri bizleri uyarmaktadır. Çocuğun daha çok içe kapanması ve aile ile yemek yememeye başlaması, uyku rutininin bozulması, daha çok odasında veya sosyal medyada vakit geçirmesi, aile ve arkadaşları ile olan iletişim bağlarının zayıflamaya başlaması veya kopma noktasına gelmesi, daha önce severek yaptığı bir sportif veya sanatsal bir etkinliği bırakması veya bırakmak istemesi, daha çok şiddet ve saldırganlık içeren dizi, film, video gibi içeriklere eğilim göstermesi veya bu tarz oyunları daha çok tercih etmesi, arkadaşları veya varsa küçük kardeşi ile vakit geçirdiği zamanlarda daha çok zorbaca davranışlar sergilemesi, hayvanlara karşı acımasızca davranması gibi göstergeler tek başına olmasa da birlikte değerlendirdiğinde bizim için uyarı niteliğindedir. Bu göstergeler sadece şiddet değil, çocuğun hayatında farklı sorunların da var olduğunu gösterebileceği için dikkat edilmesi gerekir. Bu sebeple öncelikle ailelerin, daha sonra okuldaki öğretmen ve yöneticilerin bu değişikliklere karşı hassas olmasını öneririm.
Sosyal medyada şiddet, tehdit ve güç gösterilerinin sık görülmesi çocukların şiddete bakışını etkiliyor mu?
Günümüzde belki de en çok konuşulan ve tartışılan konulardan biri de internet ortamı ve sosyal medya mecralarındaki ve hatta dijital oyunlardaki içeriklerin çocuk ve ergenleri ne düzeyde etkilediği konusudur. Öncelikle her zaman söylediğim gibi çocuklar 2-3 yaşlarına dek mümkün olduğu kadar tüm ekranlardan uzak kalmalıdır. Son yıllarda sosyal medya platformlarının sahibi şirketler her ne kadar filtreleme yaptıklarını ve önlem aldıklarını belirtseler de içeriklerin çocuklara uygunluğu konusunda ve olumsuz içeriklerin denetlenmesi hususunda ciddi şüpheler vardır. Çocuklara yönelik olduğu iddia edilen içeriklerde dahi öfke ve şiddetin meşru gösterilmesi, zorbalık, korkutucu öğeler, cinsel öğeler, anne ve babayı küçük düşürücü hareketler, çocuğa zararlı olan yiyecek, içecek veya oyuncakların reklamı, dikkatin uzun süre ekranda kalması için ekranın hızlı değişimi ve bu sayede günlük hayatta çocukların dikkat sürelerinin düşmesi ve algılarının bozulması gibi çok ciddi sorunlara yol açabilecek durumlar söz konusudur. Sürekli zarar verici ve saldırgan davranışları barındıran içeriklere maruz kalan çocuk ve ergenlerin, bir zamandan sonra duyarsızlaşma yaşayabileceği ve diğerlerine karşı empati yeteneğini yitirebileceğini bilmeliyiz. Ayrıca ergenleri hedefleyen şiddet, zorbalık, saldırganlık, gayrimeşru yollardan kazanç sağlama, zararlı maddelere özendirme gibi yanlış yönlendirmeleri içeren şarkı, dizi, film ve video içeriklerinin ergenleri doğrudan bu davranışlara yönlendirip onlar üzerinden hem kazanç sağlayıp hem de olumsuz sektörlerin birer metası haline getirme amacı olduğu açıktır. Bu sebeple maalesef bu tarz içeriklerin, hem platformların kendilerinin denetlemesi veya ilgili devlet kurumlarının filtreleme ve denetim mekanizmaları tarafından sorgulanması ve engellenmesi gerekmektedir.
Aile, okul ve arkadaş çevresi çocuğun şiddete yönelmesini önlemede nasıl bir rol oynuyor? Özellikle hangi noktada müdahale edilmeli?
Öncelikle sevgi, saygı ve birbirine destek mekanizması etkin olan ailelerde sorunlar yaşansa da aile içindeki kişiler konuşup iletişim kurarak birbirlerini anlayıp o yolda adımlar atar ve çözüm odaklı bir yaklaşımla sorunları en aza indirir. Öncelikle ebeveynlerin bu konuda rol model olmaları ve çocuklarına iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı öğretmesi, hayatında hangi değerleri önceliklemesi gerektiğini anlatması ve iletişim ve sorun çözme becerilerine önce kendileri sahip olması gerekmektedir. Aynı şekilde okullarımız da spor, sanat, bilişsel etkinlikler olmak üzere çocukları olumlu faaliyetlere yönlendirecek imkânlara sahip olmalı, okul psikolojik danışmanlarına daha çok zaman ve imkân verip onların okul iklimini iyi tanıması ve onlara rehberlik etkinlikleri konusunda destek sağlanması gerektiğini düşünüyorum. Yine okullarda akran arabuluculuğu, doğru davranış ödüllendirmeleri, risk grubundaki öğrencilerin farklı etkinliklere katılarak doğru davranışlara kanalize edilmesi gibi uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca okul yöneticilerine de okul ortamını daha iletişime açık kılacak ve şiddet olaylarını ortay çıkmadan veya ilk çıktığı zamanda çözecek yetkiler tesis edilmelidir. Diğer bir önemli husus da, okul psikolojik danışmanları ve yönetim, bir çocuk veya ergeni destek için farklı bir kuruma sevk ettiği zaman, kurumlar arası çevrimiçi sistem üzerinden bu sevkler ve yönlendirmeler görülmeli ve bu sayede velilerin o sevke gidip gitmediği, çözüm için adım atıp atmadığı ve atmazsa ne gibi durumlarla karşılaşacağı ile ilgili kurumlar tarafından bilgilendirilme yapılmalıdır. Böylece kurumlar arası bir iletişim ağı oluşturulup öğrencilerin daha iyi hizmet alması ve önleyici bakış açısı ile sorunların artmadan çözülmesi sağlanabilir. Çünkü geçmişten beri okullarda yaşanan bazı durumlarda; sınıf öğretmenleri, okul psikolojik danışmanları ve yönetimlerin, çocukları ilgili kurumlara sevk ettiği ancak o velilerin bunu maalesef dikkate almadığı gözlemlenmektedir. Aileler de sorunları halı altına süpüren bakış açılarını veya “toplumda duyulursa rezil oluruz” düşüncesini bırakarak, kararlı ve çözüm odaklı bir tutum sergilemelidir.
Bir çocuk öfkelendiğinde veya ciddi bir çatışma yaşadığında, şiddete başvurmadan önce bu duyguyla sağlıklı şekilde nasıl baş edebilir? Ebeveynler çocuklarına ne öğretmeli?
Çocuğun örnek aldığı, davranışları öğrendiği kimselerin davranışları çok önemli. Sosyal Öğrenme Kuramı’na göre bizler model aldığımız kişilerden bu davranışları ediniyoruz. Öncelikle ebeveynler olarak bizler, çocuğa öğretmekten ziyade kendi tutum ve davranışlarımızla birer doğru model olabilmeliyiz. Anne ve baba çocukların yanında oturup hayatlarındaki konuları sakince ve güzel bir üslupla konuştuğu zaman, sorun yaşansa da çözüm için adım attıklarını gösterdikleri vakitlerde, çocuklar da bunu fark edecektir. Örneğin çocuklara ben dili alıştırması yapabiliriz. “sen kimsin de bunu yapıyorsun” demek veya vurmak yerine “yaptığım işi bozduğun için çok öfkeliyim, durmanı istiyorum” şeklinde tepki vererek öncelikle ne hissettiğini ve durumun yanlışlığını karşı tarafa iletme yolunu çocuklarımıza öğretebiliriz. Ayrıca çocuklarla duyguları konuşmak, neler hissettiğini sormak, kendi duygularımızı paylaşmak, onun da duygularına aşina olmasını sağlar. “Elbette mutluluk, sevinç gibi öfke de bir duygudur ve kendi başına kötü değildir. Ancak öfkeyi doğru yönetebilmek ve karşı tarafa memnun olmadığımız durumları anlatarak sınırlar koymak bizim elimizdedir. Duygularımızı yönetebilirsek daha başarılı oluruz” şeklinde yönergelerle birlikte duyguları konuşmak ve anlamak hem çocuğa hem de anne ve babalara fayda sağlar. Duygularını tanıyan, ortaya çıktığı zaman şiddet yerine bunu karşı tarafa ileten veya ortam çok gerginse o ortamdan uzaklaşan ve sonrasında muhatabı ile nezih bir şekilde iletişim kurma konusunda teşvik edilen çocukların duygularını daha kolay düzenleyebildiğini gözlemlemekteyiz. Yine çözüm odaklı kısa süreli yaklaşımda olduğu gibi “şu an öfkelisin, bunu anlıyorum. Peki, biraz düşün, bu sorunu arkadaşına zarar vermeden nasıl çözersin?” tarzı sorularla çözümü düşündürmeye çalışabiliriz. Bunlara ek olarak bilinenin aksine spor, özellikle de savunma sporu gibi faaliyetler çocukların hem beden hem de duygularını fark edip düzenleyebilmeleri için faydalı olacaktır. Özet olarak, sevgi, saygı ve sınırların olduğu aile ve okul ikliminde yetişmiş; enerjisini zekâ oyunları, sanat, spor, bilimsel faaliyet ve projeler gibi yararlı etkinliklere harcayan çocuk ve ergenlerin daha sağlıklı ruh ve beden yapılarına sahip olması beklenmektedir.
