Hayır!

8 Kasım 2025 11:00
A+
A-

Kadın cinayetleri artık sadece bireysel bir trajedi değil; her hafta aynı acıyı farklı bir yüzle yaşadığımız toplumsal bir çürüme.

Suça zemin hazırlayan yönetim anlayışı yüzünden coğrafya mezara dönüşüyor.

Bu topraklarda “değer” dediğimiz şey ne durumda? Hangi güvenceden bahsedebiliriz?

Bu ülkede değer; en çok kadın bedeni üzerinde ayaklar altına alınıyor, paramparça ediliyor.

Bu hafta Bursa’da, 20 yaşındaki Arzu Khalılova’nın hikayesini okuduk.

Eski eşi tarafından 45 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

Kırk beş darbe…

Bu sayı sadece bir istatistik değil; ruhlarımızın, vicdanlarımızın kaç yerinden yara aldığının kanıtı.

Ekonomik kriz, psikolojik çöküş ve coğrafyanın sert kaderi birleştiğinde toplumlar sessizce çürür.

Ve biz bu çürümeyi her hafta, her alanda dillendiriyoruz.

Türkiye’de son beş yılda antidepresan kullanımı yüzde otuz sekiz arttı.

Her üç gençten biri kaygı bozukluğu belirtileri gösteriyor.

Üniversite mezunu işsiz sayısı bir milyonu geçti.

Bunlar sadece bir tablo değil, gelinen ruh hâlinin verileri.

Ve ne yazık ki

İnsanlar yaşamıyor da idare ediyor gibi.

Kadın cinayetleri artık kimsenin şaşırmadığı, gündelik bir haber hâline geldi.

Bu ölümler sistemin döküldüğü yerleri gösteriyor.

Adalet caydırıcılığını kaybetti; cezalar uygulanmıyor, yasalar denetlenmiyor.

Devlet yurttaşına “hak” değil, “sabır” öneriyor.

Zengin ya da fakir, eğitimli ya da cahil fark etmiyor.

Kadın sussa da, konuşsa da, ayrılmak istese de, evliliğe devam etse de sonuç değişmiyor: erkeğin hükmü geçiyor.

Bir noktadan sonra hepsi aynılaşıyor  kadını bastırmanın, sınırlandırmanın, kontrol etmenin normalleştiği bir düzen.

Erkeklik, bu düzende dokunulmaz bir ayrıcalık sınıfı gibi işliyor.

İnsanı yoksullaştırırsan sadece cebini değil, vicdanını da aç bırakırsın.

Psikolojik baskı, güçsüz bireylerde şiddet eğilimine dönüşür.

Adaletin eksikliğini gören birey kendi yasasını uygular  ve o yasa genellikle en güçsüze karşı işler.

“Kadın cinayeti” dediğimiz şey sadece ev içi bir mesele değildir; bu, toplumsal çözülmenin en görünür formudur.

Veriler açık: Kadına yönelik şiddet, gelir adaletsizliği yüksek ülkelerde yüzde altmış daha fazla.

Kadın istihdamı yüzde otuzun altında olan toplumlarda kadın cinayetleri dört kat artıyor.

Kaldı ki konu kadın cinayetleri özelinde olsa da, suç ve suçlu oranı her yaş grubu için artmış durumda.

Yani bugün mesele yalnızca kadın cinayeti değil; bir toplumun sinir sisteminin çöküşü.

Çünkü bu ülke, kadının yaşamını değil; erkekliğin sınırsız tahakkümünü korumayı seçiyor.

Toplumsal vicdanın susması bir sonuçtur, sebep değil.

Asıl sebep, gerekli ceza sistemini kurmayan, gelişme düzeyine gelemeyen ve suça zemin hazırlayan politik zihniyettir.

Bir ülke kadınlarını koruyamıyorsa, bina değil mezar inşa ediyordur.

Bu mezarların mimarı, halka dayatılan cezasızlık ve otoriter yönetim anlayışıdır.

Artık bu mezarların üstünde konuşmayı bırakıp, yaşamayı hak eden bir hukuk ve yönetim inşa etmeliyiz.

Kadınların canı ve güvenliği, hiçbir siyasi söylemin ya da ekonomik hesabın arka planına itilemez.

Çürüme sessiz ilerler; bedeli ise gürültülüdür.

Ne kadar kulaklarımızı tıkasak da, bu çığlık artık sessizliği deliyor.

KADINA ŞiDDETE HAYIR!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.