Herkes haklı, kimse masum değil!

15 Ocak 2026 14:33
A+
A-

Dünya artık birbirinden bağımsız olayların yaşandığı bir yer değil; her sarsıntının bir diğerini tetiklediği devasa bir suç ekosistemi. Bugün Filistin’de yükselen duman ile Epstein dosyalarındaki o karanlık sessizlik arasında sandığımızdan çok daha derin, yapısal bir bağ var. Epstein vakası sadece bir ahlaksızlık hikâyesi değildir; o, küresel siyasetin nasıl bir “rehin alma mekanizması” ile yönetildiğinin deşifresidir. Dünyanın en güçlü isimlerinin o kirli ağlara dahil edilmesi, bir tesadüf değil, bir yönetim biçimidir. Şantajla elini kolunu bağladığınız bir lider, ne Filistin’deki zulme “dur” diyebilir, ne de Suriye’deki karanlık planlara karşı durabilir. Küresel sessizlik, aslında küresel bir suç ortaklığının ödenen bedelidir.

​Küreselcilerin planladığı yeni dünya  düzeninde insan artık kutsal bir özne değil, sadece bir “istatistik” veya “stratejik birimdir.” Eğer insan bir kez nesneleştirilirse; bir adadaki child istismarı ile Gazze’deki bir çocuğun enkaz altında kalması arasında, o “üst akıl” için sadece bir maliyet hesabı farkı kalır. Bilimsel veriler ve jeopolitik analizler, bize bu zulümlerin bir “hata” değil, planlı birer mühendislik aşaması olduğunu fısıldıyor. Bu devasa çark dönerken, modern birey kolektif vicdanın değil, mağduriyetin konforuyla uyuşturulmuş bir halde duruyor. Bu uyuşma bir tesadüf değil; sistem, insanı kendi ekonomik hayatta kalma savaşına hapsederek onu körleştiriyor. Yarının kirasını, mutfak masrafını ve bitmeyen borçlarını düşünmekten ruhunu dinleyemez hale gelen birey için “başkalarının acısı” sadece uzaktan izlenen bir gürültüye dönüşüyor. Bugünün yetişkini, bu ekonomik cenderenin içinde sorumluluk almak yerine, bir taraf seçip oradan sahte bir “haklılık” devşirmeyi tercih ediyor. İran’daki ayaklanmayı sadece bir ekran görüntüsü olarak tüketiyor, Filistin’deki acıyı dijital bir öfke nöbetine çeviriyor ve sonra geçim derdinin yarattığı o güvenli ama hissiz limanına, sorumluluk almayan “yetişkin çocuk” hayatına geri dönüyor.

​Tam bir psikopolitik illüzyonun içindeyiz. Herkesin bir gerekçesi var: Devletlerin “güvenlik” duvarları, küreselcilerin “düzen” planları, bireyin ise “geçim kavgası ve benim elimden ne gelir ki?” savunması… Ama gerçek bilim ve kadim bilgelik bize şunu söyler: Bir sistem, en zayıf halkası kadar suçludur. Epstein’in adasındaki o sağır edici sessizlik ile Filistin’in enkazı altındaki child çığlığı, aynı sistemik vicdansızlığın farklı frekanslarıdır. Bizler, bu bağlantıları görmeyi reddedip sadece kendi dar alanımızdaki “haklılığımıza” ve kendi ekonomik savaşımıza odaklandığımız sürece, bu küresel cinnetin sessiz figüranları olmaya devam edeceğiz. Ruh artık bu ağır yükü taşımakta zorlanıyor; çünkü varoluş amacımız dünyayı fethetmek ya da sadece hayatta kalmak değil, içimizdeki o ilahi emaneti korumaktı. Dünyanın anlamı maddede değil, birbirimize olan manevi borcumuzda saklıyken, bizler o kutsal bağı kopardık. Oysa bugün ihtiyacımız olan tek şey, herkesin “en haklı” olduğu bu tiyatrodan çıkıp, masumiyetin artık bir tercih değil, en sert direniş biçimi ve bir iman meselesi olduğunu anlamaktır.

​Çünkü bu çağda; herkes haklı, ama kimse masum değil.

​Sevgili okuyucu; bu yazı sizi rahatlatmadıysa, doğru yerden okumuşsunuzdur. Çünkü gerçeklik,

çoğunlukla acının üzerinden atlanan bir sızıntıdır ve siz o sızıntıya dokundunuz.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.