Avrupa’nın bahçesi: İtalya
YASEMİN ÖZKEREM / GEZİ
İtalya’ya yani resmi adıyla İtalya Cumhuriyeti’ne geçtiğimiz günler de bir seyahat gerçekleştirdim. Zengin tarihi, kültürel mirası ve ekonomik gücüyle gezilmeye ve görülmeye değer bir ülke olarak hafızamda yer etti. Yazacağım her cümle, İtalya’yı tam anlamıyla size anlatmaz ama gitmeniz için belki de tetikleyici bir etki olabilir diye düşünüyorum.
İtalya öncelikli olarak doğası ve asırlardır günümüze gelen tarihi ile beni çok büyüledi. Gerçekten ‘Avrupa’nın bahçeye açılan kapısı’ gibi. Bitki zenginliği, doğaya korumak adına kurgulanan sadık ve disiplinli sistem, tarihin görkemli duruşu tam olarak İtalya’yı anlatıyor.
ROMA İMPARATORLUĞU’NUN DOĞDUĞU ÜLKE: İTALYA
Tüm şehirlerinde Romalıların etkisinin net bir şekilde görüldüğünü ve izlerinin halan durduğunu söyleyebilirim. Rönesans akımının başladığı yer olarak kabul edilen İtalya, görkemli katedralleri ve şatolarıyla dünyada UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde en çok varlığı bulunan ülke olarak tarihe geçmiş durumda.
Şehirlerarası uzun yolcuklarım sırasında Alpleri, Po Ovası’nı ve tabii ki Etna ve Vezüv gibi yanar dağları ardımda bıraktım. Bu görsel şöleni sizlere anlatmaya aslında kelimeler yetmez.
Roma, Floransa, Toskana Bağları, Venedik ve Milano gibi önemli şehirleri gezerken aklımda sürekli dönüp duran soru şuydu: ‘Gördüğüm her şeyin asırlar boyunca hiç bozulmadan günümüze nasıl taşınmayı başardı?’
Gittiğim her orta çağ kenti beni bulunduğum zamandan koparıp, başka insanların yaşadığı çağlara götürdü. Ve bu beni çok etkiledi.
‘BURADAN BİR ROMALI GEÇMİŞ’
Şehirlerindeki birçok eserin orijinal kalabilmesi çok büyük bir başarı olarak kabul edilebilir. Aslında o eserleri ve eski zamanın tüm özelliklerini taşıyan bu şehirleri özel yapan da bu sanırım. Roma İmparatorluğu’nun doğduğu yer olarak tarihe geçmesi; İtalya’yı daha özel yapıyor.
Romalılar dünyanın hangi şehrine giderlerse gitsinler izlerini mutlaka bırakmışlar. Romalılar, su kanallarından, çeşmelerine; şatolarından, evlerine; ahırlarından, bankalarına kadar Roma usulü bir görkem ve estetik anlayışını tüm dünyaya yaymışlar…
Gittikleri topraklar da bu tip bir mimariyi ve yaşamı zorunlu kılmışlar. Kurallarını ve kavgalarını bu şekilde sonuçlandırmışlar. Dünyanın neresine giderseniz gidin ‘buradan bir Romalı geçmiş’ dersiniz.
Her sokak devasa bir eseri önünüze çıkartır. Ve nefesinizi tutarsınız ve o yapının, en az 10 asırlık olduğuna hayretle, şaşırarak bakarsınız… Tarihin içerisinde kendinizi bulur ve o zamanlarda dolaşmaya başlarsınız.
RÖNESANS VE ETKİLERİ
Da Vinci, Michelangelo, Caravaggio gibi sanatçıların eserlerinde İtalya’yı görürsünüz.
Leonardo da Vinci ve Michelangelo Yüksek Rönesans akımının öncüleridir. İnsan anatomisi, perspektif ve akılcılığa odaklanmışlardır. Caravaggio ise dramatik ışık-gölge tezatlarıyla Barok sanat akımının ilk büyük ve kurucu temsilcisidir.
Ülkenin başkenti Roma’da notaları ilk keşfeden adamdan tutun da fırça darbeleriyle ve mermer oymalarıyla meydana çıkan heykellere kadar birçok etkileyici esere rastlarsınız.
Michelangelo, Donatello ve Bernini gibi ustalar mermere ve bronza hayat vermiştir. Çağdaş dönemde ise Salvatore Garau gibi sıra dışı isimler sanatsal sınırları zorlamaktadır.
Kolezyum, Floransa Katedrali, Siena, Verona, Pisa Kulesi, Venedik adaları ve kanalları gibi birçok ikonik yapıyı gezerken, çok etkilendim. Yazımı yazarken bile aynı his içerisindeyim. Umarım sizler de keyifle okursunuz.
İTALYA MUTFAĞI
İtalya’ya gidip mutfağındaki enfes lezzetlerden tatmamak olmaz. Sonuçta İtalyan mutfağı pizza, makarna, zeytinyağı, peynir çeşitleri (Parmigiano, Mozzarella) ve kahve kültürüyle (Espresso, Cappuccino) dünya çapında bir simgedir. Herkes bu güzel yiyeceklerin tadına baktığında çok beğeneceklerini biliyorum. Dondurmanın Floransa’da doğduğunu biliyor muydunuz? Tiramisu tatlısı insanın ağzında kesinlikle özlenecek bir tat bırakıyor. İtalyan mutfağına ait dünyaca ünlü bir tatlı olan tiramisu ismi İtalyancadaki “tirami sù” ifadesinden gelir ve kelime anlamı olarak “beni yukarı çek”, “beni canlandır” veya “bana enerji ver” demektir.
