Bilim, akıl ve eğitim perspektifinden ‘Cumhuriyet’
SEMA NUR ÇİNAR / RÖPORTAJ
Kent Bursa Gazetesi olarak Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünde; kalıpların dışında, ezberleri bozan çok özel bir çalışmaya imza attık. Özel Ahmet Kırmızı Koleji Kurucusu, Fizik Mühendisi ve Matematikçi Ahmet Kırmızı ile bir araya geldiğimiz bu röportajda; yakın tarihimizi ve Cumhuriyet’in temel sütunlarını sıradan bir tarih anlatısının ötesinde, tamamen “akıl, bilim ve mühendislik mantığıyla” masaya yatırdık. Kırmızı, geçmişin zorluklarından bugünün yapay zekâ çağı gençliğine uzanan merak edilen tüm soruları Kent Bursa okurları için yanıtladı.
Bir matematik probleminde sonuç, önceki adımlardan bağımsız değildir; her denklem kendi mantıksal doğasını içinde barındırır. Peki, bir ülkenin kaderini değiştiren “Cumhuriyet denklemi” hangi temel varsayımlar üzerine kuruldu? Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünde; olaylara bir fizik mühendisinin analitik gözüyle bakan, eğitimi bir formülün ötesinde geleceği inşa etme aracı olarak gören Özel Ahmet Kırmızı Koleji Kurucusu Ahmet Kırmızı ile Kent Bursa Gazetesi olarak bir röportaj gerçekleştirdik. Özel Ahmet Kırmızı Koleji Kurucusu Ahmet Kırmızı ile dünden bugüne uzanan bu bilimsel ve vizyoner sohbette; tarihten eğitime, dijital çağın kodlarından gençliğin sorumluluklarına kadar ezber bozan bir perspektife tanıklık edeceksiniz.
Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edildi ancak bir gecede kurulmadı. 19 Mayıs
1919’dan 29 Ekim’e uzanan süreçte Cumhuriyet’in fikrî ve siyasi hazırlıkları
sizce nasıl bir tarihsel zorunluluktan doğdu?
Ben olaylara biraz mühendislik mantığıyla bakıyorum: Önce koşulları ve çözülmesi gereken
problemi anlamak gerekir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında işgallerle karşı karşıya kalan,
siyasal ve ekonomik bakımdan ağır bir kriz yaşayan bir ülke vardı. 19 Mayıs 1919’dan itibaren
verilen mücadele yalnızca toprakları kurtarmakla sınırlı değildi; egemenliğin kaynağına ilişkin
yeni bir anlayış da şekilleniyordu. Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas kongreleri, 23 Nisan
1920’de Meclisin açılması ve 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması bu dönüşümün dönüm
noktalarıdır. Cumhuriyet 29 Ekim’de ilan edildi ama onun siyasi temelleri daha önce atılmıştı.
Bir matematik probleminde sonuç, önceki adımlardan bağımsız değildir. Cumhuriyet de
bağımsızlık mücadelesinin ve millî iradeye dayalı yeni devlet arayışının tarihsel sonucuydu.
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi Osmanlı’dan Cumhuriyet’e
geçişte nasıl bir zihniyet değişimine yol açtı?
Bence en köklü değişim, “Devlet kimin adına yönetilir?” sorusunun cevabındadır. Geleneksel
hanedan egemenliğinden millet egemenliğine geçiş söz konusudur. Elbette Osmanlı’nın son
döneminde anayasal ve parlamenter deneyimler vardı; bu nedenle her şeyin bir anda
başladığını söylemek doğru olmaz. Ancak Cumhuriyet, meşruiyetin kaynağını millet olarak
belirledi. Matematikte temel varsayım değişirse sistemin bütün sonuçları değişebilir. Burada da
vatandaşın devletle ilişkisi yeniden tanımlandı. Bununla birlikte millî egemenlik ilkesinin
benimsenmesi, demokr asinin bütün kurumlarıyla bir gecede tamamlandığı anlamına gelmez.
Hukukun üstünlüğü, çoğulculuk ve katılım sürekli geliştirilmesi gereken alanlardır.
“BİR ÜLKENİN ASIL SERMAYESİ YETİŞMİŞ İNSANIDIR”
Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki devrimler düşünüldüğünde kurucu kadronun
öncelikli hedefi neydi?
Bana göre hedef, yalnızca bir devlet kurmak değil, o devleti yaşatacak eğitimli, çağdaş ve özgüvenli bir toplum oluşturmaktı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 1924’te kabul edilmesi ve 1928’de yeni
Türk harflerine geçilmesi, eğitim ve bilgiye erişim bakımından çok önemli adımlardı. 1927
sayımında okuryazarlığın çok düşük düzeyde olması, sorunun büyüklüğünü gösteriyordu.
Bugün TÜİK’in 2024 verisinde 6 yaş ve üzeri nüfus için okuryazarlık oranı yüzde 97,8. Elbette
1927 ve 2024 ölçümleri yöntem ve nüfus kapsamı bakımından birebir karşılaştırılamaz; yine de
uzun vadeli dönüşümün yönünü açıkça görüyoruz. Bir okul yöneticisi olarak şuna inanıyorum:
Bir ülkenin asıl sermayesi yetişmiş insanıdır. Kurucu kadro bunu erken dönemde stratejik bir
öncelik olarak gördü.
Bir eğitimci olarak gençlere Cumhuriyet bilincini aktarırken en çok önem
verdiğiniz husus nedir?
Bir eğitimci olarak en çok önemsediğim konu, öğrencilerin Cumhuriyet’i yalnızca bir tarih ya da tören
olarak değil, günlük yaşamlarını şekillendiren bir değerler bütünü olarak anlamalarıdır. Matematikte
bir formülü ezberlemekle neden doğru olduğunu kavramak nasıl farklıysa, Cumhuriyet’in ilan tarihini
bilmekle onun hangi ihtiyaçlardan doğduğunu anlamak da farklıdır. Öğrencilerime soru sormayı,
kanıt aramayı ve düşüncelerini gerekçelendirmeyi öğretmeye çalışıyorum. Çünkü Cumhuriyet
bilincinin temelinde, özgürce düşünebilen ve sorumluluk alabilen bireyler yetiştirmek vardır. Benim
için asıl başarı, bir öğrencinin bu değerleri yalnızca anlatması değil, hayatında uygulamasıdır.
“FİZİKTE DENEY, MATEMATİKTE İSPAT, TARİHTE İSE KAYNAK ÖNEMLİDİR”
Günümüzde tarih dersleri Cumhuriyet değerlerini ve bağımsızlık bilincini
aktarmada ne kadar etkili?
Tarih dersleri çok önemli; ama etkinin ölçüsü yalnızca öğrencinin kaç tarih ve antlaşma
maddesi bildiği olamaz. Kaynak değerlendirebiliyor mu, neden-sonuç ilişkisi kurabiliyor mu,
farklı yorumları kanıtla tartabiliyor mu? Bunlar daha belirleyici. Fizikte deney, matematikte
ispat, tarihte ise kaynak ve bağlam önemlidir. Tarih dersleri öğrenciyi ezberin ötesine
taşıdığında Cumhuriyet’in bağımsızlık ve yurttaşlık değerlerini daha güçlü aktarabilir. Bunun
için sınıfta soru sormaya, tartışmaya ve eleştirel düşünmeye yer açmalıyız.
Gençler 29 Ekim’e nasıl bir anlam yüklemeli?
29 Ekim’i geçmişte kazanılmış büyük bir başarının yıl dönümü olarak kutlamak elbette kıymetli.
Ama gençlere şunu da sormak isterim: “Bu mirasla bugün ne üretiyoruz?” Bilimsel bir
araştırma yapmak, toplumsal bir sorunu çözmek, bir yazılım geliştirmek, daha adil bir yaşam
için çalışmak da ülkenin geleceğine katkıdır. Cumhuriyet gençlere yalnızca bir tarih bırakmadı;
kendi geleceklerini kurabilme sorumluluğu da bıraktı. Bu nedenle 29 Ekim benim için hem
gurur hem de çalışma çağrısıdır.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin en büyük tarihsel sorumluluğu
nedir?
Bence ikinci yüzyılın temel meselesi, siyasi bağımsızlığı bilimsel, teknolojik ve ekonomik
yetkinlikle daha da güçlendirmektir. Günümüzde ülkeler yalnızca sınırlarıyla değil, enerji
sistemleriyle, veri güvenliğiyle, araştırma kapasitesiyle ve yetişmiş insan gücüyle de rekabet
ediyor. 1923-1924 döneminde yükseköğretimde yaklaşık 2.914 öğrenci bulunurken, 2024’e
ilişkin uzun seride yaklaşık 6,39 milyon öğrenci görülüyor. Bu iki sayıyı doğrudan “kalite artışı”
olarak okuyamayız; kapsam ve sistem yapısı değişti. Fakat eğitim kapasitesinin ne kadar
genişlediğini gösteriyor. Şimdi nicelik kadar niteliğe, özgün araştırmaya ve teknoloji üretimine
odaklanmalıyız. Benim hayalim, yalnızca teknolojiyi kullanan değil, onu geliştiren bir Türkiye.
Demokrasi, hukuk, kadın hakları ve eğitimde fırsat eşitliği kazanımlarını
nasıl koruyup geliştirmeliyiz?
Bu değerlerin kendiliğinden korunacağını düşünmemeliyiz; kurumlar ve günlük uygulamalarla
güçlendirilmeliler. Eğitimde fırsat eşitliği benim için çok somut bir mesele. Aynı potansiyele
sahip iki çocuğun farklı imkânlar nedeniyle farklı sonuçlara ulaşması, bize sistemin yalnızca
bireysel çabadan ibaret olmadığını gösterir. Başarıyı bir fonksiyon gibi düşünürsek yetenek,
emek, aile koşulları ve eğitim kaynakları birlikte etkili olur. Kadınların eğitim, çalışma ve karar
alma alanlarına eşit katılımı da toplumun bütün insan kaynağından yararlanması demektir.
Hukukun herkese eşit uygulanması, hesap verebilirlik ve nitelikli kamu eğitimi bu kazanımların
güvencesidir.
“YAPAY ZEKANIN ARKASINDAKİ MATEMATİK”
Dijital çağda Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma hedefi ne anlama
geliyor?
Bugün çağdaşlaşma, yeni teknolojileri satın alıp kullanmaktan çok daha fazlasıdır. Yapay
zekânın arkasındaki matematiği anlayabiliyor muyuz? Kendi algoritmalarımızı, yazılımlarımızı
ve bilimsel çözümlerimizi geliştirebiliyor muyuz? Ben yazılımla ilgilenen bir mühendis olarak bu
soruları önemsiyorum. Bir başka boyut da düşünce kültürüdür: Fizikte deney, matematikte
ispat, yazılımda test ararız. Toplumsal meselelerde de kanıt, sorgulama ve eleştirel akıl
gerekir. Çağdaş uygarlık hedefi benim gözümde bilim üreten, hukuka güvenen ve özgürce
düşünebilen bir toplum kurma çabasıdır.
Her 29 Ekim sabahı bir öğretmen ve vatandaş olarak ne hissediyorsunuz?
Önce minnet duyuyorum. Ardından öğrencilerimi düşünüyorum. Bir çocuğun zor bir problemi
çözdüğünde yüzündeki sevinç, yeni bir fikir geliştirdiğinde duyduğu heyecan bana eğitimin
gücünü hatırlatıyor. Cumhuriyet’in benim için en somut anlamlarından biri, çocukların kendi
yeteneklerini keşfedebilmesi ve hayal kurabilmesidir. Bayram sabahlarında yalnızca
geçmişteki fedakârlıkları değil, bizim bugün ne yaptığımızı da düşünüyorum. Kendime
“Eğitimci olarak bu mirasın hakkını verebiliyor muyum?” diye soruyorum. Gururla sorumluluk
duygusu benim için hep yan yana.
“CUMHURİYET SEVMENİN EN GÜZEL YOLU ONUN GELECEĞİNE DEĞER KATMAKTIR”
Atatürk ile bir sınıfta karşılaşsaydınız ona öğrencileriniz ve Cumhuriyet’in
bugünü hakkında ne söylerdiniz?
Önce kendisine teşekkür eder, sonra öğrencilerimizin çalışmalarını gösterirdim. “Paşam,”
derdim, “Bugün çocuklarımız matematik çözüyor, deney yapıyor, kod yazıyor, yapay zekâyı
öğreniyor. Bir asır önce atılan temeller üzerinde çok yol aldık. Ama eğitimde fırsat eşitliği,
bilimsel üretim ve teknoloji geliştirme bakımından yapacak daha çok işimiz var. Biz de
öğrencilerimize yalnızca sınav kazandırmaya değil, sorgulamayı ve üretmeyi öğretmeye
çalışıyoruz.” Sonra ona tek bir soru sormak isterdim: “Bugün bir sınıfa girseydiniz, eğitimde ilk
olarak neyi değiştirmemizi önerirdiniz?” Bu cevabı gerçekten merak ederdim.
29 Ekim vesilesiyle gençlere vermek istediğiniz tek mesaj nedir?
Cumhuriyet size yalnızca bir ülke değil, o ülkenin geleceğine katkıda bulunma imkânı bıraktı.
Bilim öğrenin, matematik öğrenin, dil öğrenin, teknoloji üretin. Ama her şeyden önce merak
edin ve sorgulayın. Bilgiyi kanıtla sınayın, hata yapmaktan korkmayın. Geçmişimizle gurur
duymak kıymetli; fakat gelecekte ülkemizin gurur duyacağı işler yapmak daha da kıymetli.
Cumhuriyet’i sevmenin en güzel yollarından biri, onun geleceğine değer katmaktır.
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
