Bir eğitimcinin gözünden 30 Ağustos: Bu zafer, adanmışlıkların eseridir
SEMA NUR ÇİNAR / ÖZEL HABER
Kent Bursa Gazetesi olarak 30 Ağustos Zafer Bayramı günü; görüşlerini aldığımız Eğitimci Türkan Şen Bacak, gazetemize çok önemli açıklamalarda bulundu.
Eğitimci ve aynı zamanda Aile Danışmanı olan Türkan Şen Bacak, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin harcına kattığı en temel ruhun tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik olduğunu söyledi.
30 Ağustos Ulusal Egemenlik ve Zafer Bayramı ile ilgili günümüze göre de değerlendirme yapan Şen Bacak, “30 Ağustos, bu topraklar üzerinde “kaderi başkaları tarafından yazılan bir nesne” olmayı reddedip kendi tarihinin öznesi olmayı seçen bir milletin haykırışıdır. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin harcına kattığı en temel ruh, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik bilincidir. Bir eğitimci gözüyle baktığımda 30 Ağustos, yalnızca askeri bir zafer değil; yüzyıllardır süregelen yılgınlığın, cehaletin ve “biz başaramayız” kabullenişinin kökten yıkılmasıdır. Atatürk’ün “Yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı” sözünde vurguladığı gibi; laik, çağdaş ve sosyal bir hukuk devletinin doğuşunu sağlayan o büyük özgüven, Dumlupınar’ın harcında saklıdır” dedi.
“BAĞIMSIZLIK FİKRİ”
Genç nesillere 30 Ağustos’u anlatırken sadece bir “askeri başarı” olarak değil, bir “bağımsızlık fikri” olarak nasıl aktarabileceğimizi de anlatan Şen Bacak, “Gençlerimize ezberletilmiş tarihler ya da harita üzerindeki oklarla bu zaferi sevdiremeyiz. Onlara 30 Ağustos’un bir fikrin, prangaya vurulmak istenen bir iradeye karşı aydınlanmacı isyanı olduğunu aktarmalıyız. Bir eğitimci olarak benim gözümde Başkomutanlık Meydan Muharebesi, cehalete ve sömürgeciliğe karşı açılmış bir savaşın cephedeki ilk safhasıdır. Fikri Hür Nesiller: Savaş meydanında kazanılan zaferin, aslında mandacılığa ve fikri köleliğe karşı kazanılan entelektüel bir duruş olduğunu vurgulamalıyız. Onur ve Özgüç: Gençlere şunu hissettirmeliyiz: “30 Ağustos, cebinizdeki paradan ya da elinizdeki teknolojik silahtan daha güçlü bir şeyin varlığını gösterir: O da karakteriniz ve özgür yaşama hakkınızdır.” Geleceği İnşa Etmek: Onlara bu zaferi anlatırken geçmişe takılıp kalmayı değil, aldıkları bu bağımsızlık meşalesiyle bilimde, sanatta ve teknolojide nasıl yeni zaferler kazanacaklarını aşılamalıyız. 30 Ağustos bir bitiş değil, çağdaş uygarlık yürüyüşünün ve akıl çağının başlangıcıdır” diye konuştu.
“STRATJİK AKIL VE ULUSAL DAYANIŞMA”
Günümüz dünyasında, 100 yılı aşkın bir süre sonra 30 Ağustos bize ne anlatmaya devam ettiğini de söyleyen Şen Bacak şöyle devam etti: “Aydınlanmacı ve bilimsel bir vizyonla baktığımızda 30 Ağustos, çağımızın karmaşık dünyasında bize iki hayati kavramı fısıldamaya devam ediyor: Stratejik akıl ve ulusal dayanışma. Dünyanın belirsizliklerle, ekonomik krizlerle ve bilgi kirliliğiyle çalkalandığı günümüzde 30 Ağustos bize şunu öğretir: Bir toplum zorlukları ancak bilimin, aklın ve ortak hedeflerin etrafında kenetlenerek aşabilir. Atatürk’ün Dumlupınar’da uyguladığı plan, salt bir cesaretin değil; ince elenip sık dokunmuş bir stratejinin ve matematiksel hesabın sonucudur. 30 Ağustos bize der ki: Milletlerin kaderini romantik hayaller değil; akıl, bilim, disiplin ve bir arada durma kararlılığı belirler.”
Mustafa Kemal Paşa’nın Başkomutan olarak bu savaşta aldığı kritik kararların ve sahadaki liderlik tarzının zafere çok önemli bir şekilde yön verdiğini de belirten Şen Bacak, “Mustafa Kemal Paşa’nın liderliği, askeri dehanın aydınlanmacı bir devlet adamlığıyla birleştiği müstesna bir örnektir. Büyük Taarruz öncesinde ve sırasında aldığı kararlar, kriz anlarında aklın nasıl yönetilmesi gerektiğinin dersidir. Burada Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde üç unsur özellikle dikkat çekicidir: Stratejik öngörü: Savaşın sonucunu belirleyecek doğru zamanı ve doğru noktayı seçebilmesi. Kararlılık: Son derece ağır şartlara rağmen hedefinden vazgeçmemesi. Sorumluluk: Başkomutan olarak kararın sonuçlarını doğrudan üstlenmesi. Ancak onun liderliğini yalnızca “tek kişinin başarısı” şeklinde anlatmak da doğru değildir. Mustafa Kemal’in başarısı, kurmay heyetinin, komutanların, subayların ve cephede mücadele eden binlerce insanın gücünü ortak bir hedef etrafında birleştirebilmesinde yatıyordu” dedi.
“NİCELERİ BU VATAN İÇİN ÖMRÜNÜ HARCADI”
Cephe gerisinde kadın, çocuk ve yaşlıların lojistik desteği olmadan bu zaferin mümkün olmadığını da vurgulayan Eğitimci Şen Bacak, “Tekâlif-i Milliye Emirleri ile ortaya konan dayanışma olmasaydı, cephanesiz ve çarıksız bir ordunun bu zaferi kazanması imkânsızdı. Bu zafer, düzenli ordumuz kadar elinde avucunda ne varsa orduya veren, kağnısıyla mermi taşıyan köylümüzün, yani topyekûn bir milletin imza attığı bir destandır” diye konuştu.
Tarih kitaplarında adı sıradan bir istatistik gibi geçen, ama arkasında devasa bir adanmışlık taşıyan kahramanların olduğunun da altını Çizen Şen Bacak sözlerine şu cümlelerle son verdi: “Mermiler ıslanmasın diye kundağındaki bebeğinin battaniyesini top mermilerinin üzerine örten ve soğuktan şehit düşen Kastamonulu Şerife Bacı bu ruhun simgesidir. Erkek kılığına girerek cephede savaşan, yaralanıp gazi olan ve İstiklal Madalyası alan Halime Çavuş gibi niceleri, bu vatanın harcına ömrünü koymuştur. Bir eğitimci olarak vurgulamak isterim ki: Bu topraklar, çocuğunun üzerindeki örtüyü vatanın mermisine örten anaların omzunda yükselmiştir. Onların bu fedakârlığı, bugün bizim çağdaş, laik ve bilimsel bir eğitim sistemini her ne pahasına olursa olsun savunma borcumuzun en büyük gerekçesidir.”
