Gazetecilik zırhıyla hukuksuzluk!

Gazetecilik zırhıyla hukuksuzluk!
24 Temmuz 2026 10:00
A+
A-

SEMA NUR ÇINAR/ÖZEL HABER

Dijitalleşmenin sınırları belirsizleştirdiği günümüzde, sosyal medyada kontrolsüzce büyüyen ve ‘habercilik’ adı altında yürütülen faaliyetler, medya düzenini ve hukuki zemini ciddi bir krizle karşı karşıya bırakıyor.

Özellikle gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ama “sözde” basın kuruluşları üzerinden kendilerine alan açmaya çalışan bazı yapılar, anayasal hakların gölgesine sığınarak mesleğin ve yasaların sınırlarını zorlamayı sürdürüyor. Gelinen noktada kayıt dışı kazançlar, dezenformasyon ve telif ihlalleri boyutuyla korsan haberciliğin artık toplumsal huzuru ve kamu düzenini tehdit eden bir asayiş sorunu olduğu gerçeği net bir şekilde kendisini gösteriyor.

Sorumsuz yayıncılığın ve denetimsiz kazanç kapılarının yarattığı bu hukuki tahribatı Kent Bursa Gazetesi için değerlendiren Hukukçu Mustafa Yılmaz, Vergi Hukuku, Türk Ceza Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde hayati uyarılarda bulunarak, “haberci” sıfatının kimseye yasal bir dokunulmazlık sağlamadığının altını çizdi.

Mustafa Yılmaz

Hukukçu

“Ben gazeteciyim savunması hukuki kalkan değildir.”

Sosyal medyada yasal bir künyesi, resmi basın kartı veya vergi levhası bulunmayan kişilerin “basın özgürlüğü” kavramının arkasına sığınarak yaptığı paylaşımların hukuki boyutunu değerlendiren Hukukçu Mustafa Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi uyarınca herkesin bilgi ve düşünceleri serbestçe açıklama, yayma ve haber alma özgürlüğü bulunmaktadır. Ancak bu özgürlük, sınırsız bir sorumsuzluk alanı değildir. Hukuken bir kişinin kendini “haberci” olarak tanımlaması, ona otomatik olarak yasal bir dokunulmazlık veya Basın Kanunu’nun tanıdığı imtiyazları (örneğin; haber kaynağını açıklamama hakkı) sağlamaz. Resmi bir künyesi, tüzel kişiliği ve yasal sorumluluğu bulunmayan kişilerin anayasal hakların arkasına sığınarak yaptığı paylaşımlar, basın hukuku kapsamında değil, doğrudan genel hükümler çerçevesinde (Türk Ceza Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu) değerlendirilir. Bu kişilerin hukuki ve cezai sorumlulukları şu şekilde özetlenebilir: Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesi uyarınca, sırf halkı endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayanlar hapis cezası ile karşı karşıya kalırlar. “Ben gazeteciyim, haber veriyorum” savunması, bilginin teyit edilmeden provokatif amaçlarla yayılması durumunda bir hukuki koruma kalkanı oluşturmaz. Herhangi bir editoryal süzgeçten geçmeden yapılan ve şahısları, kurumları veya şirketleri hedef alan mesnetsiz paylaşımlar TCK kapsamında doğrudan hakaret ve iftira suçlarını oluşturur. Borçlar Kanunu kapsamında ise ciddi manevi tazminat davalarına konu olur. Yasal bir künyesi ve sorumlu yazı işleri müdürü olmayan bu sayfalarda, paylaşımdan doğan tüm cezai ve hukuki sorumluluk doğrudan hesap yöneticisine (içeriği üreten veya yayan kişiye) aittir” dedi.

KONTROLSÜZ GELİR ELDE ETMENİN CEZAİ BOYUTU AĞIR

Sıradan vatandaşların başkalarından gelen videoları haber adı altında paylaşıp reklam ve sponsorluk geliri elde etmesini hukuki açıdan değerlendiren Yılmaz, “ Bu durum hukukun üç farklı dalında (Vergi Hukuku, Ticaret Hukuku ve Fikri Mülkiyet Hukuku) ciddi ihlaller barındırmaktadır. Türk vergi sisteminde, sürekli ve mutat olarak gelir getirici bir faaliyet yürütmek ticari kazanç hükmündedir ve vergi mükellefiyeti gerektirir. Sosyal medya üzerinden reklam, işbirliği veya sponsorluk anlaşmalarıyla gelir elde eden bir kişi, yasal olarak “Sosyal İçerik Üreticisi” statüsündedir. Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi kapsamında bu kişilerin elde ettiği gelirler belirli istisnalara tabi olsa da, bu istisnadan faydalanmak için Türkiye’de kurulu bankalarda özel bir hesap açılması ve banka tarafından otomatik vergi kesintisi (stopaj) yapılması zorunludur. Bunu yapmayan, kayıt dışı para alan ve fatura/makbuz kesmeyen kişiler Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında “vergi ziyaı cezası” ve “usulsüzlük cezaları” ile hatta durumun boyutuna göre hürriyeti bağlayıcı vergi kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalabilirler. Vergisini veren, istihdam yaratan ve yasal yükümlülüklerini yerine getiren gerçek haber ajansları ve gazetelere karşı, hiçbir maliyet ve yasal sorumluluk altına girmeden aynı “haber pazarına” girip haksız gelir elde etmek, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 54 ve devamı uyarınca “Haksız Rekabet” teşkil eder. Zarar gören basın kuruluşları bu sayfalara karşı haksız rekabetin men’i ve tazminat davaları açabilirler. Başkalarının çektiği videoları, emek vererek ürettiği haber içeriklerini izinsiz olarak “alıntı sınırlarını aşacak şekilde” kendi sayfasında paylaşıp bundan gelir elde etmek, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na (FSEK) göre suçtur ve telif davalarına konu olur” açıklamasında bulundu.

SOSYAL MEDYA SAYFALARI ‘İNTERNET HABER SİTESİ’ SAYILMIYOR

Kamuoyunda “İnternet Medyası Yasası” olarak bilinen 7418 sayılı kanun kapsamındaki yasal düzenlemelere değinen Yılmaz, “Ekim 2022’de yürürlüğe giren 7418 sayılı kanun ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nda çok önemli bir revizyon yapılmıştır. Bu yasa ile “İnternet Haber Siteleri” süreli yayın kapsamına alınmış ve basın mensuplarına tanınan haklardan (basın kartı alma, resmi ilan geliri elde etme, yıpranma payı vb.) yararlanmalarının önü açılmıştır. Ancak yasanın çerçevesi çok net çizilmiştir: Bir yapının hukuken “İnternet Haber Sitesi” sayılabilmesi için, belirli bir alan adı (domain) altında yayın yapması, bir künyesi olması ve bulunduğu yerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na sorumlu yazı işleri müdürü, imtiyaz sahibi ve iletişim adreslerini içeren resmi bir beyanname vermesi zorunludur. Sadece Instagram, X (Twitter), Facebook veya TikTok gibi üçüncü taraf sosyal medya ağları üzerinden hesap açıp gönderi (post) paylaşan sayfaların durumu yasada çok açıktır: Bu sayfalar Basın Kanunu anlamında “İnternet Haber Sitesi” statüsünde kabul edilmezler. Hukuki statüleri, ticari ya da bireysel amaçlı standart “sosyal medya kullanıcı hesabı”ndan ibarettir. Bu sayfaların sahipleri ve yöneticileri, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen resmi Basın Kartı’nı alamazlar. Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan geliri talep edemezler. Adliyelerde, emniyet birimlerinde veya devlet kademelerinde “gazeteci” sıfatıyla kurumsal basın akreditasyonundan yararlanamazlar. Sonuç olarak; yasal altyapısını kurmayan, başsavcılığa beyanname vermeyen ve şeffaf bir tüzel kişiliği bulunmayan sosyal medya haber sayfaları, basın hukukunun koruyucu şemsiyesi altında değildir. Faaliyetleri yalnızca genel idare hukuku, borçlar hukuku ve ceza hukuku çerçevesinde bireysel sorumluluk doğurur. Dijital çağda herkes bilgi paylaşabilir; ancak herkes gazeteci değildir. Basın özgürlüğü, hukuka uygun haber yapma hakkını korur; hukuka aykırı paylaşım yapma serbestisi tanımaz. Sosyal medyada elde edilen ekonomik kazançlar da hukuk düzeninin denetimi altındadır. Bu nedenle hem içerik üreticilerinin hem de kamuoyunun, dijital yayıncılık ile profesyonel gazetecilik arasındaki hukuki farkı iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.