Hayatın borsası
Bazı sabahlar hayat, açılış gongunu umutla çalar. Perdeler aralanır, güneş bilançoları aydınlatır, insan “Bugün her şey yolunda gidecek.” diye düşünür. Sonra ilk haber düşer. Bir telefon, bir cümle, beklenmeyen bir gelişme… Hayat, tıpkı borsa gibi, tek bir başlıkla bütün hesapları yeniden yazabilir.
İnsan ömrü, aslında uzun bir fiyat grafiğidir. Çocukluk, kimsenin teknik analiz bilmediği o masum yükseliş dönemidir. Gençlik, her mum çubuğunu sonsuz sanan cesur yatırımcının yılları… Yaş aldıkça öğreniriz ki en sert düşüşler bile grafiğin tamamı değildir; sadece küçük bir parçasıdır.
Ne tuhaftır… Borsada herkes geleceği satın almaya çalışır, hayatta ise geçmişi geri almaya.
İnsan, kaybettiği zamanı hiçbir piyasadan geri satın alamaz. Geç kalınmış bir özür, söylenmemiş bir teşekkür, ertelenmiş bir sevgi… Bunların hiçbirinin ikinci seansı yoktur. Oysa hisse senetleri yeniden yükselir, endeks toparlanır, sermaye yerine gelir. Fakat ömrün kapanış seansı, ertelemeleri affetmez.
Kalabalıklar yükselişi alkışlamayı sever. Zirvelerde omuzlar genişler, sesler çoğalır. Düşüş başladığında ise alkışlar susar; yerini öğütler alır. İnsan, en çok kaybederken yalnız kalır. Belki de hayatın en acı ironisi budur: Başarı dostları çoğaltır, zorluk insanı kendisiyle tanıştırır.
Piyasalar rakamlarla konuşur; hayat ise sessizliklerle. Bir ekran kırmızıya döndüğünde kaybın miktarını görürsünüz. Ama kırılan bir kalbin, yarım kalan bir hayalin ya da yitip giden bir dostluğun değeri hiçbir tabloda yazmaz. Dünyanın en doğru bilançosu bile insan ruhunun eksiklerini ölçemez.
Borsa bize sabrı öğretir derler. Oysa asıl öğrettiği, hiçbir yükselişin sonsuza kadar sürmeyeceği ve hiçbir düşüşün de sonsuz olmadığıdır. Mevsimler nasıl birbirine dönüşüyorsa, piyasa da hayat da aynı kanuna boyun eğer: Her zirve bir iniş taşır, her dip yeni bir ihtimali saklar.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, hayatı kontrol ettiğini sanmasıdır. Oysa biz çoğu zaman sadece emir gireriz; gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine zaman karar verir. Kader, görünmeyen en büyük piyasa yapıcıdır.
Sonunda geriye ne banka hesapları kalır ne de endeks seviyeleri. Hatırlananlar; bir sofrada paylaşılan ekmek, omza konan bir el, zor günde edilen bir söz ve tam umudun tükendiği anda yeniden ayağa kalkabilme cesaretidir.
Çünkü hayat, hiçbir yatırımcısına sürekli yükselen bir grafik vaat etmez. Ama her insana, düşüşlerden sonra yeniden doğrulabilecek bir irade verir.
Ve belki de gerçek servet; portföyümüzün büyüklüğü değil, fırtınalar geçtikten sonra içimizde hâlâ yeşil kalan o küçük umuttur.
Sağlıcakla kalın!..
