Korsan habercilik artık bir asayiş sorunu!
SEMA NUR ÇINAR / 24 TEMMUZ ÖZEL HABERİ
Dijitalleşmenin sınırları belirsizleştirdiği günümüzde, sosyal medyada kontrolsüzce büyüyen ve ‘habercilik’ adı altında yürütülen faaliyetler, medya düzenini ciddi bir nitelik kaybıyla karşı karşıya bırakıyor.
Özellikle gazetecilikle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ama “sözde” basın kuruluşları üzerinden kendilerine alan açmaya çalışan bazı yapılar, anayasal hakların gölgesine sığınarak mesleğin sınırlarını zorlamayı sürdürüyor. Gelinen noktada bilgi kirliliği, itibar suikastları ve kayıt dışı kazanç boyutuyla korsan haberciliğin bir asayiş sorunu olduğu gerçeği, medya düzeninin en somut tehdidi olarak karşımıza çıkıyor.
Konunun mesleki, hukuki ve sahadaki boyutlarını masaya yatırmak üzere görüşlerine başvurduğumuz Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu (TGK) Genel Başkanı Nuri Kolaylı, Hukukçu Mustafa Yılmaz ve A Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ekmekçi ortak bir paydada birleşiyor: Yasal boşlukların acilen kapatılması, “etkileşim avcılığı” ile gerçek gazeteciliğin birbirinden kesin çizgilerle ayrılması ve mesleğin saygınlığının yasal güvence altına alınması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Nuri Kolaylı
TGK Genel Başkanı
“Sorumsuz yayın yapan kişi ve oluşumlar mesleğin itibarına zarar vermektedir.”
Teknolojinin hızlı gelişimi ile birlikte kullanımı yaygınlaşan sosyal medyanın, bilgiye erişimi kolaylaştıran önemli bir iletişim alanı olduğunu ancak bu durumun gazetecilik mesleği açısından ciddi sorunları beraberinde getirdiğini belirten Bursa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı Nuri Kolaylı, “Bugün hiçbir mesleki eğitimi, etik sorumluluğu, hukuki yükümlülüğü veya kurumsal bağı bulunmayan kişi ve oluşumların kendilerini “gazeteci”, “basın” ya da “haberci” olarak tanıtması, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını zorlaştırmakta, mesleğin itibarına zarar vermektedir. Bu sürecin sonucu olarak “tıklanma sayısı ve etkileşim” uğruna doğrulanmamış bilgilerin haber gibi sunulması, kişilerin hedef gösterilmesi, itibar suikastları ve dezenformasyon, sadece basının değil, demokrasinin de önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Mevcut mevzuatın, dijital medyanın ulaştığı noktayı tam anlamıyla karşılayabildiğini söylemek güçtür” diye konuştu.
GAZETECİ İLE ETKİLEŞİM AVCISI AYRILMALI
Özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen kayıt dışı haber faaliyetleri, sahte basın kimliği kullanımı ve herhangi bir mesleki denetime tabi olmadan yapılan yayınlar konusunda önemli hukuki boşluklar bulunduğuna dikkat çeken Kolaylı, “Burada ifade özgürlüğü ile kamuoyunun doğru haber alma hakkı arasında hassas bir denge kurulmalıdır. Dikkat edilmesi gereken en önemli konu düşünce ve ifade özgürlüğünü hiçbir şekilde sınırlandırmadan düzenlemeye gidilmesidir. Günümüzde gazetecilik yapanlarla, yalnızca etkileşim elde etmek amacıyla hareket eden kişi ve hesapların birbirinden ayrılması da artık zorunlu hale gelmiştir” dedi.
BASIN MESLEK YASASI TÜRKİYE İÇİN ARTIK BİR ZORUNLULUK
Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu olarak bu konuyu uzun süredir gündemde tuttuklarını ifade eden Kolaylı, “17-19 Temmuz 2026 tarihlerinde Sivas’ta gerçekleştirdiğimiz 31. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nın ana gündemini Basın Meslek Yasası Taslağı oluşturdu. Türkiye’nin dört bir yanındaki gazeteciler cemiyetlerinden ve federasyonlardan gelen görüşler tek tek değerlendirildi. Özellikle dijital habercilik, sosyal medya yayıncılığı, yapay zekâ ile üretilen içerikler, kayıt dışı yayıncılık, haber doğrulama mekanizmaları, editoryal bağımsızlık ve meslek etiğinin korunmasına ilişkin çok sayıda öneri taslağa işlendi. Amacımız, sadece bugünün değil, önümüzdeki yılların ihtiyaçlarını da karşılayacak çağdaş bir Basın Meslek Yasası ortaya koymaktır. Beklentimiz; gazetecilik mesleğinin günümüz koşullarına uygun şekilde yeniden tanımlanması, dijital haber yayıncılarının hak ve sorumluluklarının açık biçimde belirlenmesi, gerçek gazeteciler ile kayıt dışı ve sorumsuz yayın yapan kişi ve oluşumların birbirinden ayrılmasıdır. Bunun yanında, sahte basın unvanı kullanımının önlenmesi, basın kartının güvenilirliğinin korunması, gazetecilik mesleğinin etik kurallarının güçlendirilmesi ve kamuoyunu yanıltmaya yönelik sistematik dezenformasyon faaliyetlerine karşı etkili hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun yaklaşımı çok nettir. Gazetecilik bir kamu görevi değil ama kamusal sorumluluğu son derece yüksek bir meslektir. Bu nedenle hem gerçek gazetecilerin haklarını koruyan hem de vatandaşın doğru ve güvenilir habere ulaşmasını güvence altına alan, ifade ve basın özgürlüğünü esas alırken mesleğin saygınlığını da güçlendiren dengeli bir yasal düzenlemenin Türkiye için artık bir ihtiyaç değil, zorunluluk olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Mustafa Yılmaz
Hukukçu
“Ben gazeteciyim savunması hukuki kalkan değildir.”
Sosyal medyada yasal bir künyesi, resmi basın kartı veya vergi levhası bulunmayan kişilerin “basın özgürlüğü” kavramının arkasına sığınarak yaptığı paylaşımların hukuki boyutunu değerlendiren Hukukçu Mustafa Yılmaz, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi uyarınca herkesin bilgi ve düşünceleri serbestçe açıklama, yayma ve haber alma özgürlüğü bulunmaktadır. Ancak bu özgürlük, sınırsız bir sorumsuzluk alanı değildir. Hukuken bir kişinin kendini “haberci” olarak tanımlaması, ona otomatik olarak yasal bir dokunulmazlık veya Basın Kanunu’nun tanıdığı imtiyazları (örneğin; haber kaynağını açıklamama hakkı) sağlamaz. Resmi bir künyesi, tüzel kişiliği ve yasal sorumluluğu bulunmayan kişilerin anayasal hakların arkasına sığınarak yaptığı paylaşımlar, basın hukuku kapsamında değil, doğrudan genel hükümler çerçevesinde (Türk Ceza Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu) değerlendirilir. Bu kişilerin hukuki ve cezai sorumlulukları şu şekilde özetlenebilir: Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesi uyarınca, sırf halkı endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayanlar hapis cezası ile karşı karşıya kalırlar. “Ben gazeteciyim, haber veriyorum” savunması, bilginin teyit edilmeden provokatif amaçlarla yayılması durumunda bir hukuki koruma kalkanı oluşturmaz. Herhangi bir editoryal süzgeçten geçmeden yapılan ve şahısları, kurumları veya şirketleri hedef alan mesnetsiz paylaşımlar TCK kapsamında doğrudan hakaret ve iftira suçlarını oluşturur. Borçlar Kanunu kapsamında ise ciddi manevi tazminat davalarına konu olur. Yasal bir künyesi ve sorumlu yazı işleri müdürü olmayan bu sayfalarda, paylaşımdan doğan tüm cezai ve hukuki sorumluluk doğrudan hesap yöneticisine (içeriği üreten veya yayan kişiye) aittir” dedi.
KONTROLSÜZ GELİR ELDE ETMENİN CEZAİ BOYUTU AĞIR
Sıradan vatandaşların başkalarından gelen videoları haber adı altında paylaşıp reklam ve sponsorluk geliri elde etmesini hukuki açıdan değerlendiren Yılmaz, “ Bu durum hukukun üç farklı dalında (Vergi Hukuku, Ticaret Hukuku ve Fikri Mülkiyet Hukuku) ciddi ihlaller barındırmaktadır. Türk vergi sisteminde, sürekli ve mutat olarak gelir getirici bir faaliyet yürütmek ticari kazanç hükmündedir ve vergi mükellefiyeti gerektirir. Sosyal medya üzerinden reklam, işbirliği veya sponsorluk anlaşmalarıyla gelir elde eden bir kişi, yasal olarak “Sosyal İçerik Üreticisi” statüsündedir. Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/B maddesi kapsamında bu kişilerin elde ettiği gelirler belirli istisnalara tabi olsa da, bu istisnadan faydalanmak için Türkiye’de kurulu bankalarda özel bir hesap açılması ve banka tarafından otomatik vergi kesintisi (stopaj) yapılması zorunludur. Bunu yapmayan, kayıt dışı para alan ve fatura/makbuz kesmeyen kişiler Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında “vergi ziyaı cezası” ve “usulsüzlük cezaları” ile hatta durumun boyutuna göre hürriyeti bağlayıcı vergi kaçakçılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalabilirler. Vergisini veren, istihdam yaratan ve yasal yükümlülüklerini yerine getiren gerçek haber ajansları ve gazetelere karşı, hiçbir maliyet ve yasal sorumluluk altına girmeden aynı “haber pazarına” girip haksız gelir elde etmek, Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 54 ve devamı uyarınca “Haksız Rekabet” teşkil eder. Zarar gören basın kuruluşları bu sayfalara karşı haksız rekabetin men’i ve tazminat davaları açabilirler. Başkalarının çektiği videoları, emek vererek ürettiği haber içeriklerini izinsiz olarak “alıntı sınırlarını aşacak şekilde” kendi sayfasında paylaşıp bundan gelir elde etmek, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na (FSEK) göre suçtur ve telif davalarına konu olur” açıklamasında bulundu.
SOSYAL MEDYA SAYFALARI ‘İNTERNET HABER SİTESİ’ SAYILMIYOR
Kamuoyunda “İnternet Medyası Yasası” olarak bilinen 7418 sayılı kanun kapsamındaki yasal düzenlemelere değinen Yılmaz, “Ekim 2022’de yürürlüğe giren 7418 sayılı kanun ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nda çok önemli bir revizyon yapılmıştır. Bu yasa ile “İnternet Haber Siteleri” süreli yayın kapsamına alınmış ve basın mensuplarına tanınan haklardan (basın kartı alma, resmi ilan geliri elde etme, yıpranma payı vb.) yararlanmalarının önü açılmıştır. Ancak yasanın çerçevesi çok net çizilmiştir: Bir yapının hukuken “İnternet Haber Sitesi” sayılabilmesi için, belirli bir alan adı (domain) altında yayın yapması, bir künyesi olması ve bulunduğu yerin Cumhuriyet Başsavcılığı’na sorumlu yazı işleri müdürü, imtiyaz sahibi ve iletişim adreslerini içeren resmi bir beyanname vermesi zorunludur. Sadece Instagram, X (Twitter), Facebook veya TikTok gibi üçüncü taraf sosyal medya ağları üzerinden hesap açıp gönderi (post) paylaşan sayfaların durumu yasada çok açıktır: Bu sayfalar Basın Kanunu anlamında “İnternet Haber Sitesi” statüsünde kabul edilmezler. Hukuki statüleri, ticari ya da bireysel amaçlı standart “sosyal medya kullanıcı hesabı”ndan ibarettir. Bu sayfaların sahipleri ve yöneticileri, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen resmi Basın Kartı’nı alamazlar. Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan geliri talep edemezler. Adliyelerde, emniyet birimlerinde veya devlet kademelerinde “gazeteci” sıfatıyla kurumsal basın akreditasyonundan yararlanamazlar. Sonuç olarak; yasal altyapısını kurmayan, başsavcılığa beyanname vermeyen ve şeffaf bir tüzel kişiliği bulunmayan sosyal medya haber sayfaları, basın hukukunun koruyucu şemsiyesi altında değildir. Faaliyetleri yalnızca genel idare hukuku, borçlar hukuku ve ceza hukuku çerçevesinde bireysel sorumluluk doğurur. Dijital çağda herkes bilgi paylaşabilir; ancak herkes gazeteci değildir. Basın özgürlüğü, hukuka uygun haber yapma hakkını korur; hukuka aykırı paylaşım yapma serbestisi tanımaz. Sosyal medyada elde edilen ekonomik kazançlar da hukuk düzeninin denetimi altındadır. Bu nedenle hem içerik üreticilerinin hem de kamuoyunun, dijital yayıncılık ile profesyonel gazetecilik arasındaki hukuki farkı iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
Mehmet Ali Ekmekçi
A Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
“Gazetecilik manevi bir hipokrat yemini gerektirir”
Sosyal medyadaki dezenformasyonun sahada yarattığı tahribatı değerlendiren A Gazete Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ekmekçi, “Geçmiş dönemlerden günümüze gelinceye kadar en çok dezenformasyon yaşayan mesleklerin başında gazetecilik geliyor. Herhangi bir ruhsatname ya da ehliyet düzenlemesine sahip olunmadığı, bir oda hüviyetine kavuşamadığı için sanki ‘anonim’ bir iş kolu olarak herkes tarafından sahiplenebilme handikabı yaşanıyor” dedi.
EĞLENCE MECRASI ‘EN KESTİRME HABER YOLU’ SANILIYOR
Çıkış noktasında eğlence amacı güden sosyal medya uygulamalarının bugün en kestirme haber yolu gibi gösterildiğine dikkat çeken Ekmekçi, “Sosyal medya konusu da tartışmaların odağındaki bir mecra olarak göze çarpıyor. Yaratılan bu algıyı düzeltmek yine trol olmayan gazetecilere düşüyor. Mesleğe ve etiğine sahip çıkarak salt gelir elde etme ya da şantaj yöntemiyle kendisine menfaat sağlamayı şiar edinenleri uzaklaştırmak asli görevimiz olmalıdır. Medya mensubu olmak sorumluluk gerektirir. Yazılı olmayan kuralların ışığında, manevi bir Hipokrat yemini etmişçesine, toplumsal değerlere sarılıp, empati güdüsüyle hareket etmek mesleğin şanındandır” diye konuştu.
