Sinematografide IMAX devrimi!
SEMA NUR ÇINAR/RÖPORTAJ
Christopher Nolan’ın sinema dünyasında fırtınalar koparan ve ilk haftasında 264 milyon dolar hasılatla gişe rekorlarını altüst eden son başyapıtı The Odyssey, sadece hikâyesiyle değil, sinema tarihine geçen devasa teknik prodüksiyonuyla da konuşuluyor.
CGI (dijital efekt) yerine pratik efektleri tercih eden, Truva Savaşı’nın tozunu ve denizlerin hırçınlığını tamamen dev IMAX 70mm kameralarla beyaz perdeye taşıyan Nolan; seti adeta bir mühendislik laboratuvarına dönüştürdü. Devasa kameraların sesini yalıtmak için kullanılan özel kutular ve oyuncuların göz temasını koruyan ayna sistemleri, sinematografinin sınırlarını yeniden çizdi.

Görüntü Yönetmeni Emre Boz
Peki, bu devasa lojistik operasyon ve teknik karmaşa sinemadaki duygusal bağı ve yaratıcılığı nasıl etkiledi? IMAX’in dikey kadrajı kompozisyon kurallarını nasıl değiştiriyor?
Kent Bursa Gazetesi olarak, bu dev yapımın görsel perde arkasını ve kamera arkasındaki mühendislik mucizesini Görüntü Yönetmeni Emre Boz ile konuştuk.
The Odyssey setinde IMAX’in gürültüsünü kesmek adına kameraların ses geçirmez büyük kutulara konması ve oyuncuların birbirini görebilmesi için sette özel ayna sistemleri kurulması sinema tarihinde bir ilk. Sinemanın en saf hali olan ‘iki oyuncunun göz göze gelip o anı yaşaması’ durumunun arasına devasa kutuların ve aynaların girmesini teknik açıdan nasıl yorumluyorsunuz? Bu yapaylık ve karmaşık lojistik, sinematografide yaratıcılığı öldürür mü, yoksa yeni bir estetik mi doğurur?
Burada yapılan şey, sinematografinin ve mühendisliğin oyuncunun duygusal alanını korumak için siper olmasıdır. O kutular sayesinde set tamamen sessizleşti, diyaloglar sesli bir şekilde çekilebildi, konsantrasyonu bozan tüm sesler sessizleştirildi.
Ayna sistemi ise, yeşil perdenin önünde boşluğa ya da kameranın kenarına yapıştırılmış bir bant parçasına bakarak oynamaktan çok daha gerçek bir durumdur.
Aynalar sayesinde oyuncular o devasa IMAX kamera kutusunun arkasındaki partnerinin gözlerinin içine bakmaya devam edebildi. Hatta oyuncuların röportajlarında, Bir süre sonra aynaya baktığımı unuttum, sadece partnerimin gözünü gördüm dediklerini okumuştum. Aslında tüm bu durum, sinema setinde bir yapaylık değil aksine organik bağın korunması için çaba gösterilmesi demek.
Nolan, dijital efektler yerine pratik efektleri (gerçek patlamalar, gerçek mekanlar) kutsayan bir yönetmen. Truva Savaşı’nın o devasa kaosunu, tozunu ve suyunu tamamı IMAX kameralardan oluşan bir set ortamında korumak nasıl bir mühendislik ister?
Aslında sinematografinin sadece bir sanat değil, aynı zamanda bir mühendislik ve lojistik operasyonu olduğunu görüyoruz.
Truva Savaşı gibi devasa bir prodüksiyonu, CGI’a sığınmadan tamamen IMAX kameralarla ve pratik efektlerle çekmek, dünyanın en pahalı, en hassas optik ve mekanik sistemlerini, tam anlamıyla bir savaş alanına sokmak demektir.
Aslında ses izolasyonu sağlayan kutular, bir nevi set ortamında IMAX kameralarında korunmasında yardımcı oldu.
Sanıyorum kamera ekibi için, IMAX kameraları korumak, korumalar içinde dahi olsalar epey ter döktürmüştür.
Geleneksel sinema formatlarına kıyasla IMAX, üst ve alt alanlarda çok daha geniş bir çerçeve oranı sunuyor. Bu durum, bir görüntü yönetmeninin kompozisyon kurallarını nasıl etkiler?
Geleneksel sinematik formatlarda 2.39:1 gibi, dikey alan kısıtlıdır; odağımız tamamen yatay eksendedir. Kadrajı soldan sağa doğru ince ince işlemek gerekir.
Ancak IMAX 1.43:1 formatına geçtiğinizde işin rengi tamamen değişir. Üstten ve alttan devasa bir dikey alan açılır.
Sinema perdesinde, nesneyi veya karakteri kadrajın sağ ya da sol üçte birine oturtarak görsel bir denge kurarsınız. IMAX’te ise perdenin yüksekliği o kadar geniştir ki, seyircinin gözünün ekranın alt veya üst kısımlarına bakmasına gerek yoktur. Mümkün olduğunca hikayeyi takip etmesini, gereksiz detaylara bakmasını istemeyiz.
Bu yüzden IMAX çekerken temel kural şu olmalıdır, karakterin göz çizgisini ve ana odağı kadrajın tam merkezindeki yatay çizgiye oturtulmalı ve seyircinin dikkati orada toplanmalıdır. Üstte kalan gökyüzü veya altta kalan zemin, seyircinin doğrudan baktığı yer değil, onun çevre görüşünü dolduran, onu olayın tam ortasındaymış gibi hissettiren tamamlayıcı alanlar olmalıdır.
The Odyssey ilk hafta sonunda dünya genelinde 264 milyon dolar hasılat elde ederek gişe rekoru kırdı. Bir meslek profesyoneli olarak sizce bu başarı, Hollywood’da tamamen IMAX kameralarıyla çekilen büyük bütçeli filmlerin dönemini kalıcı olarak başlatır mı, yoksa bu sadece Nolan’a özel bir istisna olarak mı kalır?
Bu durumun Hollywood geneli için yeni bir standart haline geleceğini düşünmüyorun, Nolan ve bir kaç yönetmen dışında bu özel ayrıcalığın, prodüksiyon maliyetleri ve zorluklarını hesaba kattığımızda yaygın bir şekilde sağlanacağını düşünmüyorum.
Bizler sette o filmleri çekerken her bir kareyi, çektiğimiz yani göstermeyi istediğimiz haliyle düşünerek kurguluyoruz, bu bozulduğunda aslında, sunmak göstermek istediğimiz dünyada bozuluyor, günün sonunda seyircinin bunu görememesi demek bir ressamın devasa bir tuvale çizdiği tablonun kenarlarının kesilip küçük bir çerçevede sergilenmesi ile eşdeğerdir. Keşke imkan olsa da herkes orjinal haliyle, Nolan’ın bize izletmek istediği haliyle görebilsek.
