Yerli, yurtsuz
Sinema sanatı ilk zamanlarda propaganda amaçlı kullanılıyordu. Uzun yıllar boyunca kullanım amacı daha farklı alanlarda ilerledi ve gelişti. Ülkemizde önce sinemada gösterimler ile hayatımıza giren sanat dalı, TV’lerin hayatımıza girmesi ile dizi film sektörüne dönüştü. Sonra drama, gerilim, korku ve birçok konudan filmler oluştu. Bu aralar görsel sinema konusunda başarılı belgesel filmleri üretilmeye başlandı.
İlk Jacques Cousteau ile dünyamıza giren belgesellerle farklı dünyalar gördük. Sonra yıllar içinde izlemesi sıkıcı belgesellere maruz kaldık. En son, Mahmut Fazıl Coşkun’un yönetmenliğini yaptığı, yapımcılığını Bulut Reyhanoğlu’nun yaptığı, Türkiye’nin ilk çağdaş sanat belgeseli diyebileceğimiz “Crossroads” izlemiştim. Bence seyretmeye değer başarılı bir belgesel olmuştu.
Benim belgesellerde aradığım en önemli faktör, kurgudan ayrık, gerçek hikâyeyi saptırmayan belgeseller olmasıdır.
Geçenlerde uzun zamandır sinema sanatına emek veren, kitaplar yazan ve üniversitelerde sinema üzerine derslere giren Rıza Oylum’un belgeselini seyretme fırsatını buldum.
Rıza Oylum’la yıllar önce bir film festivalinde tanışmıştım ve çalışmalarını yakından takip ettiğim değerli bir sinema emekçisi, yönetmen ve sinema yazarı.
Emekçi dediğime bakmayın, sinemanın her alanında bilgili bir sinema öğretmeni.
“Yerli, Yurtsuz” belgeseli, Antalya Film Festivali’nde özel jüri ödülü almış bir uzun metraj belgesel. Yurtiçi ve yurt dışı birçok film festivalinde finalist ve ödüller alan bir belgesel.
Belgeselin konusunu anlatmadan önce bende bıraktığı izleri anlatmak istiyorum. İstanbul’da yaşayan Ermeni asıllı bir Türk demirci ustasının atalarının izinden Ermenistan’a uzanan yolu takip ederek tersine bir göç hikâyesi diyebiliriz.
Samatya’da yaşayan, önce babasının ve annesinin izinden Mardin-Derik ilçesine giderek Kürtçe konuşan ailesini bulur ve oradan Ermenistan’daki Ağrı Dağı’nın öbür tarafındaki Ayntap’a yerleşerek Samatya’da beraber yaşayıp Ermenistan’a göç eden arkadaşlarının yaşadığı bölgede arsada üzüm ağaçları dikerek nihayetlenen bir belgesel.
Bence belgeselde göze çarpan en büyük unsur, Anadolu topraklarının kültür yelpazesinin çeşitliliği. Samatya’da Yervant Demirci’nin asıl Türk kimliği altında annesinin konuştuğu Kürtçe ve Yervant Usta’nın dilinin Türkçe olması ve Ermeni asıllı olması, tüm kültürlere hâkim olması, hayatının renkliliğini anlatan bir gerçek.
Ülkemizde bu tür kültür yelpazesinde yaşayan pek çok insan var. Doğu, Batı, Kuzey ve Güney sınırlarında yaşayan insanların bu tür kültürlerden etkilenmesi gayet normal. Tabii ki tüm bu bölgenin Osmanlı’nın yönettiği topraklar olduğu dönemde şimdiki sınırların olmaması ve halkın iç içe yaşaması bize bu kültür mozaiğini oluşturmamızı sağlıyor.
Yönetmen Rıza Oylum’a bu belgesel hakkında sorular sordum:
Bu belgeselin konusu nereden aklınıza geldi?
“Yervant Demirci’yi eskiden beri tanıyordum. Onun hayatı içinde sinemasal çatışmalar bünyesinde barındırıyordu ve o bunun farkında değildi. Ermeni olan Yervant Demirci, ana dilinin Kürtçe olması, okulda Türkçe’yi öğrenmesi ve yaşlılığında ise Ermenice öğrenmeye çalışması, o kompleks yapısını çok enteresan buldum. Yaşlılığında artık Ermenistan’da bir bağ bahçe kurması ve her yerde bir öteki hissetme hâli ve hiçbir yere tam uyum sağlayamaması, tam sinemasal çatışmayı bünyesinde barındırdığını gösterdi. Bu belgeseli çekmemde en büyük etkendir.”
Bence bu belgeselin en önemli yanı, Rıza Oylum’un Yervant Demirci’nin yaşamından yola çıkarak Anadolu’nun kültürel zenginliğini ve iç içe geçmiş insan hikâyelerini görünür kılması. Belgeselde Yervant’ın arkadaşlarının da bir göç hikâyesi var. Belgeselde benim baktığım pencereden gözüken ise insanların her yerde yaşayabileceklerini belgelemesi. Yervant Demirci’nin hayata bakış açısı ise dünyaya bakış açısının gayet insancıl ve naif kişiliğini ortaya koyuyor. Ben, gelişen dünyada aidiyet duygusunun tüm dünya şeklinde geliştiğini gözlemliyorum.
Sinematografik açıdan değerlendirirsek bazı sahnelerin fazla olduğunu söyleyebilirim. Aksiyon kameralarda fazla oynama var. Tabii bunlar yönetmenin tercihi de olabilir. Belgeselde birçok konuyu görsel olarak anlatması da dikkate değer. Filmin çok katmanlı olması da belgeselin zenginliğini gösteriyor.
Yine de “Yerli, Yurtsuz”, insanın nereden geldiği kadar nerede kendini ait hissettiğini de sorgulatan, izlenmeyi ve üzerine konuşulmayı hak eden bir çalışma. İyi Seyirler…
