Nefes
Bugün her yer biraz daha kalabalık; ama bu, yarınki o büyük dinginliğin hazırlığı ve telaşı. Herkesin ve her şeyin yavaşladığı, soluklandığı bir eşiğe geldik. Sokakların hatta yüzlerin bile dinginleştiği, huzura davetin en çok duyulduğu on bir ayın sultanı geldi.
Bir ay boyunca hayatın temposu, sokakların sesi, insanların bakışı değişecek. Değişen aslında havanın kokusudur; mahalle fırınlarından gelen buram buram pide kokusudur, cami avlularında koşturan çocukların neşesidir. Gündüzleri sabır vardır, akşamları ise o toplu nefes alma hâli… İftar saatine yakın boşalan caddelerin o garip sessizliği, sanki şehir hep birlikte bekliyor hissi… Özlemiştik.
Gecenin o en derin, herkesin uykuda olduğu saatlerinde ise bambaşka bir büyü başlar. Mutfaklardan gelen o ince tıkırtılar, pencerelerde birer birer yanan ışıklar… O tatlı sahur sofraları, gecenin sessizliğini bölen o huzurlu hazırlık; sanki koca bir şehrin aynı anda uyandığı gizli bir sözleşme gibidir.
Ramazan’ın kutsallığından, insana kattıklarından o kadar eminim ki; zor geçen, türlü çeşit pisliğine şahit olduğumuz şu gelip geçici dünya hayatında, sanki dünyanın bile buna ihtiyacı vardı: Bir durmaya, bir soluklanmaya, bir hatırlamaya. Bu bir ruh detoksudur. Beden sindirimle meşgul değilken zihin netleşir, kalp konuşmaya başlar.
İşin bedensel sağlık boyutu da bir o kadar çarpıcı. Bugün modern tıbbın “12 saatlik açlık” veya “aralıklı oruç” diyerek reçete ettiği o sistemin, aslında bedenin kendini onarması için ne kadar hayati olduğunu görüyoruz. Sadece oruç da değil; namazın o eşsiz hareketleri bile başlı başına bir şifadır. Rükuda durmanın omurgaya verdiği o vakur esneklik, alnımızın secdeye değdiği o anki teslimiyetin spiritüel hafifliği… Bilimsel ve spiritüel olarak bakıldığında; secdede alnımızın, yani o iki kaşın ortasındaki epifiz bezinin bulunduğu noktanın yere teması, bir tür “topraklama” ve aktivasyondur. Üçüncü göz dediğimiz o sezgisel merkezin fiziksel bir baskıyla uyarılması, zihni tazelerken biriken elektromanyetik yükün boşalmasını sağlar. Bu bir arınma geometrisidir; ruhu temizlerken fabrikayı da bakıma almak gibi.
Ama daha derinde olan şey şu: Ramazan insana kendiyle baş başa kalma fırsatı verir. Açlık sadece mideyi değil, egoyu da terbiye eder. Gençlik dönemlerimde sigara krizlerinden dolayı çok daha agresif geçtiğini hatırlıyorum o günlerin. Ama değişip dönüştükçe; o öfke krizlerinin aslında sadece birer bahane olduğunu keşfettim. İnsan kendini o ruhun derinliğine saldığında her şeyin ne kadar katlanılabilir olduğunu anlıyor. Kan şekerinin düşmesiyle ilkel savunma mekanizmalarımız açığa çıkıyor; yani o öfke dışarıdan gelmez, zaten içimizde olanın bir yansımasıdır. Kontrol etmeyi öğrendiğinde, sigara bile bir bahane olmaktan çıkıyor.
Belki de en çok ihtiyacımız olan şey biraz daha yavaşlamak. Birbirimize değil, önce kendimize yumuşamak. Eksik kaldığımız yerleri hırpalamak yerine, oraya merhamet koymak. Çünkü açlık sadece sabrı öğretmez; kalbi inceltir. Bir lokmanın kıymetini bilen, bir gönlü de incitmemeyi öğrenir. Bir yudum suyla şükreden, bir cümleyi daha nazik kurmayı da hatırlar. Bu ay kimseyi değiştirmek için değil; birbirimizi daha derinden hissedebilmek için var sanki. Biraz daha affedebilmek, biraz daha anlayabilmek, biraz daha insan kalabilmek için.
En güçlü tarafı ve aslında mesajı empatidir. Gerçek açlığı hissedince, “yoksulluk” bir haber başlığı olmaktan çıkar; insan yumuşar. Hissel olarak bir yavaşlama ayıdır bu; dış dünyanın gürültüsünü kısmak, iç sesi biraz açmak gibi. Az yiyerek daha çok hissetmek, daha az konuşarak daha çok anlamaktır.
Milyonlarca insanın aynı anda beklediğini, aynı anda şükrettiğini düşünün… Bu kolektif bir frekans değişimidir. Toplu bir sakinleşme, toplu bir empati. Azlıklardaki çokluğa yöneliyoruz: İnfaka, paylaşıma, durulmaya. Öfkeyi dinginleştirip dönüştürmeye, çabayı anlamlandırmaya; biraz daha aklileştirmeye, ruhileştirmeye, kalbileştirmeye…
Bir ay boyunca hem disiplin hem yumuşaklık; hem eksilme hem paylaşma hem çoğalma. Mübarek ay anlatıyor: En temiz his, en sade olandır. Arınma, dışarıyı değil içeriği temizlemektir.
Tutalım, tutmayalım… Yöneldiğimiz bir hâl bu.
Mübarek ay hoş geldi.
