İki kayıp zemin ve Atlas

21 Ocak 2026 11:19
A+
A-

Dev aynasında devleşen zorbaların gölgesinde, masumiyetin kanıyla sulanan bir “hiçlik” coğrafyasına hapsedilen; modern zamanın çarklarını mazlumun ahıyla döndüren paslı bir öğütücü gibi ruhları un ufak eden, sınırların ötesine taşan, dili ve dini olmayan kadim ve simsiyah bir hıçkırıkla dilsiz, devasa bir yas evinden dünyadan merhaba.

Bu merhaba, her şeyi unutan bir kalabalığın ortasında, hafızaların çöküşüne direnen ve en keskin hücresinden yükselen bir itirazdır; insanın insana değil, benim size değil, yokluğa temas ettiğim o boşluğun soğukluğudur.

Bu isyanlı girizgâhın bir adı var,

bir yüzü var,

Bir yası var,

bir yaşı var: ATLAS.

Genel üzerinden konuşmak daha güvenli; çünkü o zaman kavramlar siper oluyor insana.

“Dünya”, “sistem”, “çağ” dediğinde acı soyutlaşır, keskinliğini kaybeder. Ama sisteme daha doğrusu sistemsizliğe kurban gitmiş bir çocuğun adı söylendiği anda, düşünce yerini yaraya bırakıyor. Bu itiraz şuanda bir tarafın değil, unutkan bir halkın sesi oluyor. Çünkü taraflar adlar değişir hafıza kalır. Hadi her ne yapıyorsanız durun ve hatırlayın.

Ama unutuyorsunuz unutuyoruz.Unutmak artık bir savunma değil, bir teslim biçimi oldu ülkemizde.

İnsan, dayanamadığı gerçeği siler; silerken de kendinden bir parça eksiltir. Böylece dünya ağırlaşmaz , insan hafifler. Ve hafifleyen insan, en kolay yönlendirilen varlığa dönüşür .

Daha öncede yazmıştım.

Çürümenin Anatomisi: Ekonomi ve Kayıp Zaman.

Ülkenin ruhu tam olarak burada, o eşitsizlik makasının gıcırtısında aralığında yoruluyor, yoruluyoruz, yorulduk.

Barınmanın bile temel bir hak olmaktan çıktığı , en kötü evlerin kirasının 30 binlerden başladığı, asgari ücretin 28 binlerde can çekiştiği bu düzende; ebeveynlik bir ilişki biçimi bir rehberlikten çıkıp bir hayatta kalma pratiğine dönüşüyor. Uzayan mesailer ve parçalanan gelirler, borçlar,krediler,ihtiyaçlar ,ebeveynleri akşamları sadece “sessizliğe” muhtaç robotlar haline getiriyor. Zaman, şefkatin hammaddesidir oysa; o hammaddeden mahrum kalan ev seslerin devam ettiği ama gözlerin kalplerin birbirine dokunmadığı ,kimsenin diğerine sığınmadığı ,sadece tuğladan betondan giderek soğuyan bir mülk ve ertesi günün yorgunluğuna hazırlanan bir bekleme salonundan farksız ,aynı evde ayrı ayrı yalnızlaşılan sahiplerine yabancı birer gurbete dönüşüyor.

Ekranlardan Sızan İrin ve Denetimsiz Cinnet

Şiddet artık sadece sokakta ya da evde değil. Çocukların saklambaçlarına, masum hayallerine ,tenefüslerine sızmış bir canavar. Biz o boşluğu; hiçbir katkısı olmayan yayın akışlarıyla, TikTok vb. Sosyal medya dehlizlerindeki denetimsiz ahlak erozyonuyla ve o sığ gürültüsüyle doldurduk. Bağlılıkların anlamsızlaştığı, herkesin herkes için bir “alternatif” olduğu bu dijital çöplükte; sevgi yerini mekanik bir etkileşime bıraktı. Atlas’ı yaşıtlarına kırdıran şey, merhametin ekranlardan liyakatin adalet saraylarından dışlanmasıyla, sadece suçluyu değil, dürüst kalmaya çalışan her bireyi de bu yozlaşma sarmalının içine çekmesidir.

Yasemin Minguzin ve Hukukun Eşiği

Yasemin Minguzin’in yırtınarak anlattığı o “işlemeyen yasalar”, bugün sadece suçluyu değil, bu yozlaşma sarmalını yaratanları da koruyor. Cezasızlık, suçluyu değil, adaletin geleceğine dair beklentiyi inancı serbest bırakır. Beklenti çöktüğünde, yerini sessiz bir kabulleniş alır. Minguzin’in davası, bu robotlaşan ve hafifleyen topluma karşı bir “ağırlık” koyma, hatırlamayı kamusal bir görev olarak savunma kavgasıdır.

Sonuç: Ağırlığın Etiği

İnsanın bu yeryüzündeki serüveni, ellerinden kayıp giden iki kadim zemin üzerinde sendeliyor: Biri gövdesini sakınacağı bir barınak, diğeri ruhunu emanet edeceği bir güven. Bugün geldiğimiz eşikte ev artık bir sığınak değil, bir borç sarmalı; adalet ise sadece mülkün altına serilen soğuk bir dekor.

Oysa hafıza, adaletin yegâne sığınağıdır. Çünkü hafıza; maktul ile katili, haklı ile haksızı aynı yaşta olsalar bile birbirinden ayırt edecek o keskin bıçaktır. Zaman her şeyi eskitip unutturmaya yeminliyken, hafıza bu can yakıcı farkı ayakta tutar. Adaletin sustuğu yerde, kimin hayattan koparıldığını ve kimin kanlı ellerle aramızda yürüdüğünü ancak hatırlayanlar haykırabilir. Biz bu iki zemini; yani şefkatli bir evi ve adil bir düzeni aynı anda kaybettik. Şimdi elimizde kalan tek şey, o ‘işlemeyen hukukun’ eşiğinde, maktulün hakkını katilin yüzüne çarpacak olan sarsılmaz hafızamızdır.”

‘işlemeyen hukukun’ eşiğinde durup, maktulün gasp edilen hakkını katilin yüzüne en sert haliyle çarpacak olan bu uyanık vicdanımızdır.”

Atlas’ın hatırasını o boşluğun soğukluğuna ve ekranların sığlığına teslim etmeyeceğiz. Çünkü hafıza, adaletin tek sığınağıdır.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.