Koca yürekli Pengu…

29 Ocak 2026 14:53
A+
A-

​2007’de Antarktika’nın beyaz sessizliğinde kaydedilen bir yön değişimi, 2026’da modern insanın aidiyet, uyum ve kopuşla kurduğu ilişkiye dair sorgulamayı yeniden önümüze bırakıyor. Werner Herzog’un kamerası, bir penguenin koloni yönünden ayrılışını belgelediğinde, aslında yalnızca bir hayvan davranışını değil, insan zihninin kendini okuma biçimlerine açık bir imgeyi de kayda almıştı. Bu görüntünün bugün yeniden dolaşıma girmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum; çünkü yön değiştiren bir beden, insan düşüncesinde her zaman derin bir kırılma fikrini çağırır.

​Bu sekans, artık yalnızca bir belgesel karesi olarak değil, modern insanın aidiyet ve kopuş arasında kurduğu kırılgan dengeyi tartışmaya açan bir yüzey olarak belirdi. Bazı yorumcular bu anı, anlamdan geri çekilme olarak tanımlanan “saf nihilizm” çerçevesinde ele alsa da, klinik psikoloji bu noktada daha temkinli bir duruş sergiler. Kopuş her zaman felsefi bir tercih değildir; çoğu zaman sürekli taraf olmaya zorlanan zihinlerin yorgunluğuyla şekillenen bir uyumsuzluk tepkisidir. İnsan, aidiyet hissini bulamadığında ya kalabalığa teslim olur ya da sessizce kendi yoluna döner. Sürü güven verir ama aynı zamanda bireyi siler. Farklı olanın “hasta” ya da “sorunlu” olarak etiketlendiği bir dünyada, bu adımların bir irade mi yoksa taşınamayan bir yükün sonucu mu olduğu hâlâ tartışmalıdır.

​Peki, 2007’de çekilen bu sekans neden bugün bir “dijital manifesto” haline geldi? Neden milyonlarca insan, kendi hayatını o yönünü şaşırmış gibi görünen penguenin adımlarında buluyor? Çünkü modern insan artık uzun anlatılardan yoruldu. Bir hareket, bir boşluk görüntüsü, sayfalarca analizden daha hızlı bir karşılık üretiyor. Sosyal medyanın kısa, yoğun ve sembolik anlatıları öne çıkardığı bu çağda, görüntülerin tek bir anlama değil, birçok yoruma aynı anda açık olması onları güçlü kılıyor. Bu sahne; varoluşsal bir boşluk, ruhsal bir yolculuk, aidiyet kopuşu ya da sistemi terk eden bireyin politik bir simgesi olarak okunabiliyor. Her izleyici, kendi hikâyesini o tek kareye yapıştırabiliyor.

​Bilim dünyası bu davranışı “yön bulma bozukluğu” gibi kavramlarla açıklamaya çalışsa da, toplumda uyumsuzluk çoğu zaman tedavi edilmesi gereken bir arıza olarak görülür. Oysa bu penguen, ait olmadığı bir kalabalıkta kaybolmaktansa yalnız kalmayı seçenlerin bayrağı haline gelmiştir. Burada sergilenen şey yalnızca biyolojinin dayattığı “hayatta kalma” içgüdüsünden sapma değil, bilincin en üst seviyesinde beliren bir “hayır diyebilme” jestidir.

​Modern insan bugün kendini çoğu zaman “coğrafi olarak evinde ama ruhen gurbette” hisseder. Bu video, uyumlanmayı reddedişin ve her şeyi geride bırakıp belirsizliğe yürüme cesaretinin sembolüne dönüşmüştür. Asıl sarsıcı olan ise bu görüntünün bir hüküm kurmamasıdır. Ne bir isyan vardır bu yürüyüşte ne de bir zafer. Sadece kararlı, açıklamasız ve sessiz bir gidiş.

​Belki de asıl ironi burada yatar: 2007’de “anomalidir” denip geçilen bir davranış, bugün “duruş” olarak okunur. O zamanlar sürüden ayrılmak bir sapma gibi algılanırken, artık sürüde kalmak birçok insan için asıl tuhaflık haline gelmiştir. Penguen bağırmaz, saldırmaz, savunmaz; sadece gider. Ve bazen gitmek,anlayana söylenebilecek en güçlü sözdür. İnandığın yolda kaybolmayı göze almak, inanmadığın bir hayatta silinmekten daha onurlu bir ihtimal gibi görünür. Bu yüzden o görüntü artık bir hayvanın yön değiştirmesi değil, bir çağın kendine tuttuğu sessiz bir aynadır.

​Peki sence asıl sapma, sürüden ayrılanın adımlarında mı, yoksa artık yönünü hatırlamayan çoğunlukta mı?

​Yalnız yürüyen mi kayıptır, yoksa nereye gittiğini bilmeden çoğalanlar mı?

​Asıl ‘hasta’ olan kim; büyük bir bilinç ve kararlılıkla sürüden ayrılan mı, yoksa artık nereye gittiğini bilmeyen sürünün kendisi mi?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.