Muhafazakâr Sanat?-1

01.11.2021
A+
A-

Ortodoks Marksizmin bünyesinde varlığının anlamına anlam kattığı halde, bu düşüncenin dışında duranların ve özellikle Marksist olmayanların pozisyonlarını belirlemek için vurulmuş

etiketler vardır.

Muhafazakârlık onlardan biridir.

Ortodoks Marksist anlayışın Ortodoksluğunu belgelediği halde, bu etiketin, niçin başka yaşantıların izini sürenlere vurulduğunu gerçek anlamda algılamak için, bu anlayışın kök saldığı yıllarda olup bitenlere bakmak gerekmektedir.

Ortodoks Marksizm, Karl Marx toprağa gömüldükten sonra, onun düşüncelerini eleştirel süzgeçten geçirmeden kabullenenlerce oluşturulmuş bir anlayıştır.

Marks’ın düşüncelerini körü körüne sahiplenenler ona iki yönden zarar vermişlerdir: Hocası Feuerbach’ın tezlerini çürütmek için ziyadesiyle alın teri döken Marks’ı Marksist, hele hele Ortodoks Marksist bir daireye mahkûm etmek, Marks’ın teorisinin, sonraki yüzyıllara boyundan aşan sorunlarla gelmesini sağlamıştır.

Marks’ın, Ortodoksluk şöyle dursun, Marksist olmadığı, onu ve dolayısıyla teorisini boyunduruktan kurtarmaya çalışan Frankfurt Okulu üyelerince, yirminci yüzyılın ortalarında, teorik zemini sapasağlam eserlerde sıklıkla vurgulanmıştır.

Türkiye’ye 1900’lerin başında taşınan, asıl canlanışını 1940’lardan itibaren sergileyen Marksizm, Ortodoksluğundan uzaklaştırılmayarak Türkiye topraklarına getirilmiştir.

Sözü edilen dönemde ithal edilen diğer izmler gibi devlet müdahalesi gören Ortodoks Marksizmi 1940’lara ulaştıranlar, yollarını Fransa’ya düşüren Jön Türkler ve Almanya’ya direksiyon kıran İttihat ve Terakkicilerle aynı kaynaktan beslendikleri için düşünceleri, Fransa’dan getirilen meşrutiyetten ayrı bir yerde durmamıştır.

Fransa’ya yollarınıYirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi’nin torunları olarak düşüren Jön Türkler, baba ocağına döndüklerinde, Almanya terbiyesi görmüş İttihat ve Terakkiciler başta olmak üzere her mürekkep yalamışı etkilemişler ve yaşadıkları kavram kargaşasından onların da nasiplenmelerini sağlamışlardır.

Efendinin rotasını takip ederek opera dâhil tanıştıkları kavramları, doğdukları topraklara  özlerini dejenerasyona uğratmadan getirememişlerdir çünkü onlar dünyaya gözlerini açtıkları toprağın birikimini özümseyemeden Avrupa’nın kapısını aşındırmışlardır.

İki cami arasında binamazlığı böylelikle ete kemiğe büründüren isimlerin arasına diğer izmleri savunanlar da katılmışlardır. Zira hepsi, hangi izmin peşine takılsalar da, buluştukları ortak payda bürokrasidir. Bu payda, sivil tavır takınmak istediklerinde de onları resmiyete çektiğiiçin izmlerin yerinde yeller esmeye başlamıştır.

1908’de dönemin padişahını alaşağı ederek yönetimde tek başına söz sahibi olan İttihat ve Terakki’nin Gelen gideni aratır sözünü somutlaştırması, yönetimde söz sahibi olur olmaz, sadece padişah yanlılarını değil, kendi içinde eğreltiotu olarak gördüklerini de temizleme girişimi, bürokrasinin varlığını hissettirmesinin göstergelerindendir.

İttihat ve Terakki içinden çıkarak 1923’te yeni ulus devleti kuran Kadro da, bel bağladığı bürokrasi sayesinde,  kuruluşunun üzerinden yıllar geçmeden, yola birlikte çıktıklarını etkisizleştirmeyi kendisine görev bilmiştir.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.