Özgü Namal Berlinale’de
Sinema perdesi karardığında kendimi hep bir yolculuğa çıkmış gibi hissederim.
Bazen Afrika’dayım, bazen Türkiye’de… Bazen de dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir olayın tam ortasında. Üçüncü bir göz gibi dolaşırım hikâyelerin içinde. İşte yine öyle bir Şubat ayında, bir kez daha Berlin’deyim.
Bu yılki festivalin açılış filmi, Hamburg’da yaşayan Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat imzalı “No Good Men” oldu. Yönetmenin kendisinin de rol aldığı film; Afgan toplumunda kadın olmayı, imkânsız bir aşkı ve Taliban’ın 2021’de iktidarı ele geçirmesini anlatıyor. Uluslararası ortak yapım olan film, Berlinale kapsamında Berlinale Special Gala bölümünde yarışma dışı gösterildi.

Açılış galasında kırmızı halı ışıl ışıldı ama Berlin’in soğuğu… Ah o Berlin soğuğu! Erzurum-Kars ayazı gibi; önce hissettirmez, sonra iliklerinize kadar işler. Soğuk yağmurun altında kırmızı halıda üç-dört saat dayanabildim. Ama değdi.
Kırmızı halıya ilk renk katan isim Alman rapçi Soho Bani oldu. Enerjisiyle geceye hareket kattı. İtiraf edeyim, daha önce dinlememiştim ama artık çalma listemde yer alacak.
Hollywood yıldızları da Berlin’deydi. Channing Tatum, genellikle dans rolleriyle tanıdığımız oyuncu, bu kez şiddeti ve dünyanın hoyratlığını sorgulayan “Josephine” adlı dramayla karşımızdaydı.
Neil Patrick Harris ve son dönemde The Last of Us ile uluslararası dikkat çeken Bella Ramsey de yarışma filmi “Sunny Dancer” için Berlin’e geldi.
Olası yeni “James Bond” adayları arasında adı geçen Callum Turner da kırmızı halıdaydı.
“Rose” filminin oyuncusu Sandra Hüller ve karanlık tonlu “Die Blutgräfin” filminde rol alan Lars Eidinger da festivalin dikkat çeken isimlerindendi.
Festivalin özel anlarından biri ise besteci Max Richter’e verilen Berlinale Kamera Onur Ödülü oldu. Ödülü, son olarak “Hamnet”te birlikte çalıştığı yönetmen Chloé Zhao takdim etti.
Altın Onur Ayısı ise Michelle Yeoh’a verildi.
Ve gelelim bizi en çok heyecanlandıran ana…
Yönetmen İlker Çatak’ın “Sarı Zarflar” filmini izledim. Ardından sevgili Özgü Namal’ın basın toplantısına katıldım. Berlinale’ye ilk kez gelen Namal’ın heyecanı gözlerinden okunuyordu.
Yabancı bir gazetecinin kariyerine dair sorusuna şu yanıtı verdi:
“Ben 27 senedir oyunculuk yapıyorum. Oyuncu arkadaşım Tansu Biçer 25 yıldır hem sinema hem tiyatroda üretmeye devam ediyor. Dünya sahnesinde çok görünür olmamamız, üretmediğimiz anlamına gelmez.”
Film için ise şunları söyledi:
“Bu sessiz bir film. Tüm olaylar görünmez bağlarla birbirine bağlı; hepsi birbirinin içinde.”
Tansu Biçer ise filmi “Bir adamın yeniden doğuş hikâyesi” olarak tanımladı.
İlker Çatak da filmi için,
“Bu çok katmanlı bir yapım. Berlin ile Ankara, İstanbul ile Hamburg arasında paralel hayatlar yaşayan insanların hikâyesi,” dedi.
Bir gazetecinin “Neden Türkiye’de çekmediniz?” sorusuna ise Çatak net yanıt verdi:
“Berlin’de yaşıyorum ve burada güçlü bir networküm var. Bu nedenle burada çektik; yoksa Türkiye’de de çekebilirdik.”
Filmle ilgili detaylı yorumlarımı ilerleyen günlerde paylaşacağım.
Şimdilik Berlin’den notlar böyle…
İyi seyirler.
