Sarsıntı zihinde devam ediyor
İREM ERBAŞ / RÖPORTAJ
6 Şubat 2023 tarihinde Türkiye kara bir haber ile sarsıldı. Saat 04:17 ve 13:24’de merkez üssü Pazarcık (Kahramanmaraş) ve Elbistan (Kahramanmaraş) olan 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde iki depremde resmi verilere göre 53 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Türkiye, o kara günün ardından deprem gerçekliği ile bir kez daha yüzleşmiş oldu.
Deprem gerçekliği ile yaşayan ülkemizde yaşanan büyük depremler verilen binlerce kayıp kişilerde sadece fiziksel değil psikolojik olarak da travmalar yarattı. Korku ve kaygı gibi duyguların arş noktasına çıktığı, kişilerde sürekli bir tedirginlik ve sarsılma hissi yaratan “hayalet deprem sendromu” gibi psikolojik sorunların ortaya çıkması üzerine Uzman Psikolog Bengisu Binay Akarsu ile deprem kaygısı ve hayalet deprem sendromu hakkında bir röportaj gerçekleştirdik.
“GÜÇLÜ TOPLUMLAR, YALNIZCA BİNALARLA DEĞİL PSİKOLOJİK DAYANIKLILIKLA DA İNŞA EDİLİR”
6 Şubat depremlerinin ardından, toplumda deprem kaygısının kalıcı hâle geldiğini söylemek mümkün mü?
Büyük ölçüde mümkün. 6 Şubat depremleri yalnızca fiziksel değil, psikolojik olarak da bir travma yarattı. Travmatik yaşantılardan sonra tehdit algısı uzun süre yüksek kalabilir. Özellikle belirsizlik devam ediyorsa, kaygı da kalıcı hale gelebiliyor. Bu durum bireysel bir korkudan çok toplumsal bir ruh haline dönüşmüş durumda.
Son yıllarda danışanlarınızda depremle ilişkili kaygı şikâyetlerinde bir artış gözlemliyor musunuz?
Kesinlikle, özellikle uyku sorunları, panik belirtileri, bedensel duyumlara aşırı odaklanma ve her an olacakmış hissiyle gelen danışan sayısında belirgin bir artış var. Depremi doğrudan yaşamamış kişilerde bile, maruz kalınan haberler ve sosyal medya içerikleri kaygıyı tetikleyebiliyor.
Deprem kaygısı en çok hangi gruplarda görülüyor?
Travmayı birebir yaşamış kişilerde çocuklu ailelerde, yalnız yaşayanlarda ve daha önce anksiyete öyküsü olan bireylerde daha sık görülüyor. Ayrıca kontrol ihtiyacı yüksek, belirsizliğe tahammülü düşük kişiler de deprem kaygısına daha yatkın olabiliyor.
Türkiye gibi deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede “kaygı” ne zaman klinik bir sorun hâline gelir?
Kaygı, hayat işlevselliği bozmaya başladığında klinik bir sorun haline gelir. Kişinin günlük yaşamını sürdürmesini engelliyorsa, sürekli tetikte olma hali varsa, uyku, iş, sosyal ilişkiler etkileniyorsa ve kaçınma davranışları artıyorsa artık normal bir korkudan söz edemeyiz.
Son dönemde sıkça duyduğumuz “hayalet deprem sendromu” tam olarak nedir? İnsanlar neden deprem olmamasına rağmen sallanıyormuş gibi hissediyor?
Bu durum, bedenin travmaya verdiği bir tepkidir. Beyin hala tehlike varmış gibi davranır. Özellikle stresli ve yorgun anlarda bu his daha sık ortaya çıkar. Gerçek bir deprem değildir; bedenin alarm sisteminin aşırı çalışmasıdır.
Sürekli “tetikte olma hâli” uzun vadede kişide ne tür psikolojik sorunlara yol açabilir?
Sürekli “tetikte olma hâli” uzun vadede; tükenmişlik, yaygın anksiyete bozukluğu, panik atak, depresyon vb. rahatsızlıklara yol açabilir. Kişi zamanla güvende hissetme hissini kaybedebilir. Bu da yaşamdan alınan keyfi ciddi şekilde azaltır.
Deprem korkusu yaşayan bir kişi hangi noktada mutlaka bir uzmana başvurmalı?
Korku kontrol edilemiyorsa, bedensel belirtiler sıklaşıyorsa, kişi hayatını kısıtlamaya başlamışsa ve tek başıma baş edemiyorum hissi oluşmuşsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Erken destek, kaygının kronikleşmesini önler.
Deprem gerçeğiyle yaşayan bir toplumda ruh sağlığını korumak için uzun vadede neler yapılmalı?
Ruh sağlığı çalışmaları afet sonrası dönemle sınırlı kalmamalı. Psikoeğitim, doğru bilgilendirme, medyanın dili, çocuklara yönelik destek programları ve erişilebilir psikolojik hizmetler çok önemli. Unutmamak lazım güçlü toplumlar, yalnızca binalarla değil psikolojik dayanıklılıkla da inşa edilir.
