Yusuf Özhan Tali: Oyunculuk bir varoluş biçimi

12 Haziran 2026 13:30
A+
A-

Uzun zamandır Berlin Film Festivali’ni takip eden ve fırsat buldukça Almanya’daki sinemacı dostlarıyla bir araya gelen biri olarak, bu kez yolum genç oyuncu Yusuf Özhan Tali ile kesişti. İstanbul’dan başlayıp Paris ve New York’a uzanan oyunculuk eğitimi yolculuğu, onun oyunculuğa yalnızca bir meslek olarak değil, bir varoluş biçimi olarak yaklaşmasını sağlamış görünüyor.

Sohbetimize ailesinin Almanya’ya uzanan hikâyesiyle başladık. Almanya’da yaşayan bir ailenin çocuğu olan Yusuf Özhan Tali, ailesinin Türkiye’den Almanya’ya geliş sürecini anlatırken önce annesinin, ardından babasının Almanya’ya geldiğini söylüyor. Annesi ev hanımı, babası ise taksi işletmeciliği yapıyor. Kendisi ise Türkiye ile bağını hiç koparmadığını, sık sık gidip geldiğini ve bir dönem Tiyatro Teras’ta eğitim aldığını belirtiyor.

Oyunculuk merakının kökleri ise oldukça erken yaşlara uzanıyor. Çocukluğundan itibaren film izlemeyi çok seven Tali, 12–13 yaşlarında şiir yazmaya başladığını, müzikle ilgilendiğini, saksafon ve bir dönem bağlama çaldığını anlatıyor. Ancak onu oyunculuğa asıl götüren şeyin, evde tek başına film sahnelerini canlandırma isteği olduğunu özellikle vurguluyor. Hatta o yıllara ait videolarının bile olduğunu söylüyor. Bu yönüyle oyunculuğun onun için sonradan edinilmiş bir hedef değil, doğal bir eğilim olduğunu görmek mümkün.

Eğitim sürecine Berlin’de Tiyatrot’ta başlayan Tali, daha sonra Christian Wewerka’nın “Non Acting” sınıfına katılıyor. Ardından İstanbul’a giderek dört yıl boyunca Tiyatro Teras’ta eğitim alıyor ve sahne deneyimi kazanıyor. Bu süreçte Arnavut yönetmen Şükrü Çavuşel ile hem eğitim hem de sahne çalışmaları yapma imkânı buluyor. Böylece hem teorik hem pratik anlamda kendisini geliştirdiği bir dönem geçiriyor.

Bu yolculuk daha sonra uluslararası bir boyuta taşınıyor. Tali, Actors Studio hocalarından Jack Waltzer’ın sınıfında çalışma fırsatı yakalıyor. Burada David Proval gibi oyuncularla aynı ortamda bulunmanın kendisi için önemli bir deneyim olduğunu ifade ediyor. Ardından Lee Strasberg Institute eğitmenlerinden Lola Cohen ile Paris ve New York’ta çalışmalarına devam ediyor ve bu sürecin hâlâ sürdüğünü belirtiyor.

Oyunculuk yolculuğunda iz bırakan iki önemli hocasından da söz ediyor. Bunlardan biri Los Angeles’ta yaşayan ve Dustin Hoffman’ın da hocası olan bir isim. Diğeri ise Wolla Kohen. Onu “oyunculukta annem” olarak tanımlıyor ve New York’a giderek derslerine katılmaya devam ettiğini söylüyor. Bu iki ismin, onun oyunculuk yaklaşımını derinden şekillendirdiği açıkça görülüyor.

Bugün geldiği noktada daha çok sinemaya odaklandığını söyleyen Tali, tiyatrodan tamamen kopmadığını ve ilerleyen yıllarda yeniden sahneye dönmek istediğini ifade ediyor. Berlin’de çekilen 4–5 kısa filmde rol aldığını ve bu projelerin ardından farklı yönetmenlerle yeni iş birlikleri kurduğunu da ekliyor.

Rol model olarak Daniel Day-Lewis ve Dustin Hoffman’ı gösteren Tali, özellikle Midnight Cowboy filmindeki Hoffman performansının kendisini derinden etkilediğini anlatıyor. Oyunculuğa bakışındaki disiplin ve gerçekçilik anlayışında bu isimlerin etkisi hissediliyor.

Bir role hazırlanma sürecini anlatırken ise oldukça yoğun bir yaklaşım benimsediğini görüyoruz. Karakteri yalnızca zihinsel olarak değil, mümkün olduğunca fiziksel olarak da anlamaya çalıştığını söylüyor. Eğer karakter tekerlekli sandalyedeyse, o deneyimi bizzat yaşamak istediğini ifade ediyor. Ona göre empati, yalnızca düşünsel değil bedensel bir süreç.

İlk uzun metraj deneyimi olan Kirpilerin Savaşı için çekimlerden aylar önce Türkiye’ye giderek karakterin yaşadığı kültürü birebir deneyimlediğini anlatıyor. Filmde yer alan köpekle kurduğu özel bağı da özellikle vurguluyor; bu ilişkinin rolün inşasında önemli bir yer tuttuğunu söylüyor. Ayrıca İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filminde rol aldığını ve bu filmin Altın Ayı ödülüne uzanan sürecin bir parçası olmanın kendisi için büyük bir mutluluk olduğunu belirtiyor.

İngilizce, Almanca ve Türkçe bildiğini söyleyen Tali, duygusal yapısının bazı karakterlerde derinleşmesini kolaylaştırdığını ifade ediyor. Duyguyu kamera önünde yoğun bir şekilde aktarabilmenin onun için önemli bir ifade alanı olduğunu anlıyoruz.

Sanatın yalnızca oyunculukla sınırlı olmadığını düşünen Tali, pandemi döneminde yağlı boya resme başladığını, dans ve yazıyla da ilgilendiğini söylüyor. Tüm bu alanların oyunculuk pratiğini beslediğini özellikle vurguluyor.

Onun için oyunculuk, bir meslekten çok daha fazlası. Hedefini “dürüst bir sanatçı olmak ve dünyada küçük de olsa bir iz bırakmak” sözleriyle özetliyor. Bu yaklaşım, onun sanatla kurduğu ilişkiyi net bir biçimde ortaya koyuyor: oyunculuk bir iş değil, bir varoluş biçimi.

Berlin film festivalinin,  soğuk şubat günlerinden Potsdamer Platz’da gerçekleşen bu uzun sohbet için Yusuf Özhan Tali’ye teşekkür ederim. İyi Seyirler…

Özbeşler Tekstil
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.