Geçmişin izinde bir kalem
Türkiye’nin en genç yazarı olarak edebiyata adım atan sanat tarihçisi ve yazar Rana Demiriz, kaleminin dönüşümünü ve “Sanatla Yazılan Tarih” yaklaşımını anlatırken, çocukluğundan bu yana ilham aldığı Bursa’nın da yakında eserlerinde daha görünür olacağının sinyalini veriyor.
İREM ERBAŞ / RÖPORTAJ
Henüz on yedi yaşına kadar dört roman kaleme alarak Türkiye’nin en genç yazarı unvanını kazanan Rana Demiriz, bugün sanat tarihinin derinliğiyle beslediği eserleriyle dikkat çekiyor. Koç Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü mezunu olan Demiriz, yazarlık serüveninde hem akademik birikimini hem de sahada edindiği gözlemleri harmanlıyor. Türkiye’nin dört bir yanında verdiği seminerlerle gençlere okuma alışkanlığı kazandırmayı hedefleyen yazar, röportajımızda yazınsal evrimini, tarih anlatımına getirdiği görsel yaklaşımı ve kitaplarına ilham veren detayları anlattı.
Türkiye’nin en genç yazarı olarak başladığınız bu yolculukta, o günkü Rana ile bugünkü sanat tarihçi Rana arasında kalem kullanımı ve olay örgüsü kurma açısından en temel fark nedir?
Her yeni kitaptaki heyecan ve hiç bitmeyen öğrencilik hissi aynı kalmakla beraber bence en temel farklılık kitap içeriklerimi zenginleştirme ve sanat tarihinin kalemim üzerinde açtığı ufuğun farklılığı diye düşünüyorum.
“ÖNEMSİZ GÖRÜLENLERİ ANLATMAYI SEVERİM”
Profesyonel rehberlik yaparken bizzat içinde bulunduğunuz mekanlar kitabın başına oturduğunuzda size fısıldamaya devam ediyor mu? Turistlerin hiç görmediği hangi detaylar kitaplarınıza ilham veriyor?
Elbette, bir mekanı ilk kez ve bir kereye mahsus gezmek ile defalarca gidip gözlem yapabilmek arasında büyük farklar var. Kitaplarda yazmayan detayları gözlem yaparak fark edebiliyorsunuz. Bazen orada çalışanlardan, bazen hocalarımdan duyduklarımla zenginleşiyor zihnimde. Özellikle pek fark edilmeyenlere dikkat çekmeyi, önemsiz görülenleri anlatmayı severim. Sultanlara, ünlü isimlere ilaveten isimsiz emekçilerini de anmayı mutlaka eklerim.
“Buranın gizemini mutlaka yazmalıyım” dediğiniz yeni bir tarihi durak var mı?
Pek çok yer var ama söylersem sürprizi bozulur.
‘Sanatla Yazılan Tarih’ ile tarihi metinlerin dışına taşıyıp görsel bir anlatı kuruyorsunuz. Genç kuşak bu anlatım biçimine nasıl karşılık veriyor? Bu yöntem, klasik ve çoğu zaman ezbere dayalı tarih öğretimine güçlü bir alternatif olabilir mi?
Umarım olur. Çünkü minyatürler bir devletin görsel hafızası. Aslında yazıyla anlatılanın bizim için görselleştirilip ölümsüzleştirilmiş hali. Dolayısıyla fotoğrafa bakmak, video izlemek gibi aslında. O çağa dair görsel belgeler sunuyor bizlere. Bu anlamda tarih okumak ve zihninde canlandırmak isteyenler için önemli belgeler. Şu andaki görsel çağ ile paralel, bu anlama genç kuşak istifade edebilir.
“KİTAPLAR DİJİTALLİĞE DİRENİYOR”
Dijitalleşen ve ‘hızlı tüketim’ odaklı yeni neslin, tarihsel derinliği olan romanlara ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence dijital çağ da hızlı tüketilecek fakat kitapların asla modası ve zamanı geçmez diye düşünüyorum. Çağlar boyu ayakta kalan ve tadı her zaman damakta olan iyi bir roman okuma keyfini okura verebilecek ve bunun yerini doldurabilecek bir icat olacağını düşünmüyorum. Pek çok ilaç ile besin alabiliyoruz, ama lezzetli bir İskender’in yerini tutamaz. Bence kitaplar da dijitalliğe direniyor.
Sosyal medya ve dijital platformlar tarih bilincini popülerleştiriyor mu yoksa dezenformasyona mı yol açıyor? Bir sanat tarihçisi-yazar olarak bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?
Ben sosyal medyada kısa tarih içeriği üretmiyorum. Kısa bilgiler odak süremizi düşürüp maalesef ki uzun ve detaylı bilgilerden bizi uzaklaştırıyor. Fakat hiçbir ilgisi olmayan biri için de ilgi çekici hale getiriyor ve bilgiye kolayca ulaştırıyor. Bu bağlamda düşünüldüğünde sosyal medyada kesinlikle olması lazım. Popüler tarih kavramı bence başlı başına sorunlu bir kavram. Tarihin popüleri olmaz, tarih tarihtir. Dizilerle, çabuk tüketilen içeriklerle belli konular gündeme getirilip tüketilse de tarihte yer almaya ve kitaplarda var olmaya devam eder. Ben gündemdeki konulara değil, çalışmayı-okumayı sevdiğim konulara odaklanıyorum.
“BURSA’YI KİTAPLARIMDA GÖRECEĞİZ”
Bir sanat tarihçisi gözüyle Bursa’nın hanlar bölgesini veya erken dönem Osmanlı mimarisini odağına alan bir kurgu yazma düşünceniz var mı? Ya da ileride Bursa üzerine bir eser planlıyor musunuz?
Bursa bana çocukluğumdan beri ilham veren bir yer olmuştur, aile anılarımda özel bir yere sahiptir. Osmanlı tarihi üzerine okumayı ve çalışmayı sevdiğimden, kendim de çini yaptığımdan dolayı benim için ziyaret etmeyi ve turlarda da gezdirmeyi sevdiğim bir yerdir. Eminim ki yakın zamanda Bursa’yı kitaplarımda göreceğiz.

