Moda ve tarihin kesiştiği nokta: Koza Han
SEMA NUR ÇINAR / ÖZEL HABER
Kent Bursa Gazetesi olarak, şehrimizin kalbi Koza Han’ın tarih kokan koridorlarından dünyaya uzanan bir başarı öyküsüne konuk olduk.
Bursa ipeğinin zarafetini modern bir vizyonla buluşturan, 30 yılı aşkın sarsılmaz ortaklık yapısıyla iş dünyasına örnek teşkil eden İpekevi’nin serüvenini, markanın kurucu ortağı Mesut Ceylan ile konuştuk.
Koza Han’ın kozmopolit ruhundan Hindistan’ın gizemli kumaş arşivlerine, bir sosyal medya paylaşımıyla Endonezya’da “Türk Şalı” imajının nasıl doğduğuna kadar; ipeğin dününe ve bugününe dair merak edilen tüm detayları sizler için bir araya getirdik.
Türkiye’nin ticari hayatında nadir görülen bir istikrara imza atarak 30 yılı aşkın süredir dört ortaklı yapıyı koruduklarını belirten İpekevi Kurucu Ortağı Mesut Ceylan, “Biz firma olarak dört ortakla kurulduk ve hâlâ dört ortak olarak yolumuza devam ediyoruz. Türkiye’de otuz yılı aşkın bir süredir bu ortaklığı sürdürebilmek aslında büyük bir başarıdır. Bu konuda birçok firmaya örnek olabileceğimizi düşünüyorum. Ortaklar olarak ilk günkü heyecanımızı hâlâ koruduğumuza inanıyorum. Aslında biz adımlarını yavaş atan bir firmayız; bunun dönem dönem avantajlarını yaşasak da çağımızın hız çağı olması nedeniyle artık daha hızlı hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu yola ilk çıktığımızda; nakliyesi kolay, yükte hafif ancak değeri yüksek bir ürünün ticaretini yapmanın her açıdan avantajlı olacağını öngörerek başladık. Bursa’nın değerlerini incelediğimizde zeytini, ipeği, havlusu ve bıçağıyla bu alanlarda ciddi bir bilinirliği olduğunu görüyoruz. Tüm dünyada, örneğin üç yüz yıl öncesinde bile Avrupa’daki insanlar Bursa’nın ipek konusundaki ününü biliyorlardı. Bunun yanı sıra Bursa, eskiden Türkiye içerisinde termal sularıyla da çok ünlüydü. Ülkemizin her yerinden insanlar Bursa’ya termal tatil için gelirlerdi. Günümüzde ülkemizin birçok yerinde bu imkân var ancak o dönemde Bursa, bu açıdan nadir yerlerden biriydi. Şehre gelen misafirler giderken mutlaka ipek, havlu ve bıçak gibi ürünler satın alırlardı. Bu nedenle Bursa’nın ipekçilik konusunda hem Türkiye’de hem de Avrupa’da önemli bir bilinirliği var. Biz de bu avantajlardan faydalanarak İpekevi serüvenine başladık” dedi.
“İPEKÇİLER ÇARŞISI’NDA İPEK KALMAMIŞTI”
İlk etapta ürünlerini Ege ve Akdeniz bölgelerine toptan sattıklarını belirten Mesut Ceylan, zaman içerisinde Koza Han’da bir dükkân tutmalarının vizyonlarını ciddi oranda genişlettiğini ifade etti. Koza Han’ın dünyanın ve Türkiye’nin her yerinden gelen ilginç misafirleriyle çok kozmopolit bir merkez olduğunu dile getiren Ceylan, “İlk dükkânımızda kendimiz tezgahtarlık yaparken bir şeyi fark ettik; Bursa Koza Han bir ipekçiler çarşısıydı ancak o dönemde ürünlerin sadece yüzde yirmisi veya otuzu ipekti. Biz, burada çok daha fazla ipek olması, hatta sadece ipek satılması gerektiğini düşünerek yurt dışında ürün aramaya başladık. Çünkü o dönemde maalesef Türkiye’de ipekçilik bitme noktasına gelmişti” dedi.
İPEKEVİ’NİN DÖNÜM NOKTASI
Yurt dışı araştırmaları sırasında çok kaliteli ürünlerle karşılaştıklarını ve unutamadığı bir anısını paylaşan Ceylan, Hindistan’da fuarda tanıştıkları önemli bir ipek üreticisinin fabrikasına gittiklerini belirtti. Orada üreticiye, “Son otuz ya da elli yılda en çok sattığınız, en çok üzerinde durduğunuz ama şu an popüler olmayan ürünleriniz varsa lütfen onları da bize gösterin” dediğini aktaran Ceylan, gösterilen ürünler arasından bir tanesinin İpekevi’nin ‘jenerik ürünü’ haline geldiğini belirtti.
ÇİFT TARAFLI ŞALIN KEŞFİ
Bu ürünün markanın meşhur çift taraflı şalı olduğunu kaydeden Ceylan, süreci şu sözlerle detaylandırdı: “O ürünü buraya getirdiğimizde İstanbul Erenköy’den gelen bir hanımefendi bu şalı satın alarak başörtüsü olarak kullandı ve çok beğendi. İstanbul’a döndükten sonra bize ulaşıp arkadaşlarıyla birlikte ürünleri çok beğendiklerini söyleyerek sipariş verdi. Hatta tekrar buraya gelip elimizdeki şalların tamamını satın aldı. Daha fazla ürün talebiyle karşılaştığımızda, biz de getirmek istiyorduk ancak talebe yetişemez olduk. Bu yoğun ilgi yaklaşık üç-dört yıl sürdü; sürekli renk eksiğimiz oluyor, ürün yetiştiremiyorduk. Bu sayede tesettür piyasasında önemli bir yer edindik ve İpekevi markası tam anlamıyla ortaya çıkmış oldu. Ürünün azlığı ve talebin aşırı fazla olması sebebiyle markamız o dönem ulaşılamaz bir konum kazandı” şeklinde konuştu.
ENDONEZYA’DA İPEKEVİ RÜZGÂRI
Süreç içerisinde Koza Han’daki mağaza sayılarını üçe çıkardıklarını belirten Mesut Ceylan, günümüzde Türkiye genelinde ürünlerini satan yaklaşık 300 firmanın bulunduğunu kaydetti. Markanın uluslararası tanınırlığına dair çarpıcı bir örnek paylaşan Ceylan, “Yaklaşık on yıl önce, sosyal medyada altı milyon takipçisi olan Endonezyalı bir hanımefendi İstanbul ziyareti sırasında bizim şalımızı satın alıp paylaştı. Bu tek bir paylaşım sayesinde o yıl Endonezya’ya binlerce ürün gönderdik. Bu vesileyle Endonezya’da ‘Türk şalı’ dendiğinde akla gelen ve tanınan marka İpekEvi oldu” ifadelerini kullandı.
“TÜRK ŞALI” İMAJI VE KÜRESEL TANINIRLIK
Her kültürün ve her coğrafyanın iklim şartlarına, giyim alışkanlıklarına ve örtünme şekillerine göre farklı ihtiyaçları olduğunu dile getiren Ceylan, mevcut ürünlerinin Türkiye pazarına tam anlamıyla hitap ettiğini ancak farklı bölgeler için özel çalışmalar yapılması gerektiğini vurguladı. Afrika, Körfez ülkeleri, Endonezya ve Malezya gibi bölgelere yönelik özel ürün geliştirilmesi gerektiği fikrinin zamanla olgunlaştığını belirten Ceylan, “On sene önce ‘Bu ürünler yurt dışında neden yeterince satılmıyor?’ diye kafa yoruyorduk. Ancak o dönemde talebi karşılamakta zorlandığımız ve ürün yetiştiremediğimiz için bu açılım kısmıyla çok fazla ilgilenemedik” dedi.
Ürünlerinin yabancı turistler için aksesuar anlamında da çok kaliteli ve talep görebilecek nitelikte olduğunu aktaran Mesut Ceylan, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Geçmişte markanın konumlanması, yönetimi ve görsel dili tamamen iç pazara yönelik olduğu için yurt dışı odaklı bir açılım gerçekleştiremedik. Ancak doğru bir AR-GE çalışması ve altyapı ile ürünlerimizin birçok farklı markaya ve kesime hitap edebilecek potansiyele sahip olduğuna inanıyorum” şeklinde konuştu.
LÜKSÜN MERKEZİNDE BİR TÜRK MARKASI
Dünyadaki ipek üretim dengelerine değinen Ceylan; İtalya’nın sanılanın aksine kendine ait bir ipek üretimi olmadığını, hammadde piyasasının yüzde sekseninden fazlasının Çin’in elinde bulunduğunu ifade etti. Japonya, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerin de koza üretiminde yer aldığını belirten Ceylan, tüm dünyanın hammaddeyi Çin’den tedarik ederek üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Hindistan’ın bu noktada daha özel ve butik işler yaparak kendi yerel kıyafet kültürünü bir marka değeriyle taçlandırıp dünyaya pazarladığını kaydetti.
İpekevi olarak İtalya ve Fransa’da pek çok sektörel fuara katıldıklarını dile getiren Mesut Ceylan, markasının AR-GE gücüne olan güvenini şu sözlerle vurguladı: “Açıkçası ben, firmamızın AR-GE kapasitesinin oradaki pek çok firmadan daha güçlü olduğuna inanıyorum. Çünkü Avrupalı firmalar markalaşma süreçlerini tamamlamış olmanın verdiği avantajla, daha ucuza üretip daha pahalıya satma odaklı hareket ediyorlar. ‘Fast in fast out’ (hızlı giriş, hızlı çıkış) mantığıyla, insanların mağazaya girdiğinde çok seçenekle karşılaşmasını ve yüksek adetli satış yapılmasını hedefliyorlar. Biz ise bu noktada daha nitelikli ve üretim gücü yüksek bir yol izliyoruz” dedi.
TÜRKİYE’NİN PAZAR AVANTAJI
İpekEvi’nin küresel rakiplerine kıyasla sahip olduğu stratejik avantajlara dikkat çeken Ceylan, Türkiye’nin bu alandaki konumunun çok ayrıcalıklı olduğunu ifade etti. Avrupa’da ipeğin daha çok aksesuar olarak tercih edildiğini, Türkiye’de ise ipeğin bir örtünme kültürü olarak yerleşmiş olmasının devasa bir pazar yarattığını belirten Ceylan, “Bizim çok önemli avantajlarımız var; çünkü Türkiye’deki hanımefendiler ipeği örtünmek amacıyla kullanıyorlar. Yabancı ülkelerde böyle bir pazar yapısı mevcut değil, onlar ipeği genellikle sadece bir aksesuar olarak değerlendiriyorlar” dedi.
Dünya genelindeki ipek tüketim alışkanlıklarından örnekler veren Ceylan, Japonya’nın geleneksel kıyafeti olan kimonolar sayesinde kişi başına düşen ipek tüketiminde çok ciddi bir hacme ulaştığını kaydetti. İpeği doğrudan kıyafet ve örtünme kültürünün bir parçası haline getiren toplumların bu konuda çok daha başarılı olduğunu vurgulayan Ceylan, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Biz aslında aksesuar anlamında çok daha istikrarlı işler üretebiliyoruz. Türkiye’de bir ürün tasarlayıp sunduğumuzda, hanımefendiler bunu çok önemsiyor ve bu ürünlerin Türkiye’de çok ciddi bir alıcı kitlesi bulunuyor. Bu kültürel bağlılık ve talep yoğunluğu nedeniyle kendimizi dünya genelindeki diğer firmalardan çok daha şanslı hissediyoruz.”
DOĞRU SEGMENTASYON VE ELEGAN TASARIM
Üretim aşamasında müşteri taleplerini ve kullanım alanlarını merkeze aldıklarını belirten Mesut Ceylan, ürün çeşitliliğinde ulaştıkları noktayı örneklerle özetledi. Başlangıçta yirmi renk olarak tasarladıkları düz renk şalların gördüğü yoğun talep üzerine renk sayısını yüze çıkarmak durumunda kaldıklarını ifade eden Ceylan, “Aslında raflarımızı açtığımızda her ürünün her renginin bulunduğu, sürekliliği olan, klasik ve elegan koleksiyonlar hedeflemiştik. Bu işin matematiğini doğru kurguladığımıza inanıyorum. Desenli ve jakarlı ürünlerimizde kıyafet uyumunu hep ön planda tuttuk. Bürokraside çalışan hanımefendiler için desensiz, daha yalın modeller; günlük kullanım için ise farklı tasarımlar hazırladık” dedi.
Sektörde ürün segmentasyonunu ilk kez kendilerinin kurduğunu dile getiren Ceylan; abiye tasarımlardan spor modellere, gençlerden orta yaş grubuna kadar her kesime hitap eden bir yelpaze oluşturduklarını kaydetti. İpeğin ardından doğal malzeme çizgisinden ödün vermeden koleksiyonu genişlettiklerini bildiren Ceylan, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “İpeğin yanına pamuk, pamuk-ipek, yün-ipek, saf yün ve kaşmiri de dahil ettik. Bu çeşitlilik sayesinde Türkiye’de ipek şal denince akla gelen önde gelen firmalardan biri olmayı başardık” şeklinde konuştu.
Türkiye’deki kadınların ipeği sadece bir aksesuar değil, bir örtünme kültürü olarak görmesinin kendileri için büyük bir şans olduğunu dile getiren Ceylan, bu bilinçli alıcı kitlesiyle birlikte önlerinde daha yürüyecekleri çok yol olduğunu belirterek sözlerini noktaladı.
