Efsanevi seslerin arkasındaki hikâye: Mikrofondan gönüllere

Efsanevi seslerin arkasındaki hikâye: Mikrofondan gönüllere
16 Şubat 2026 14:28
A+
A-

Radyo, sadece bir ses kutusu değil; yalnızlığımıza ortak olan, yolculuklarımıza ritim katan ve hayal dünyamızda kendi kahramanlarımızı yarattığımız bir dosttur. Bu dostluğun Bursa’daki en güçlü temsilcilerinden biri olan, mikrofonun başındaki samimiyetiyle tanınan Radyo Program Yapımcısı Kaan Vardar, yaklaşık 30 yıllık radyo serüvenini, tüm içtenliğiyle Kent Bursa Gazetesi’ne anlattı.

​YASEMİN ÖZKEREM / RÖPORTAJ

1997 yılında Isparta’da başlayan bu macera, bugün Bursa’nın nabzını tutan köklü bir kariyere dönüşmüş durumda. Teknolojinin radyoyu dijital platformlarla kuşattığı bir dönemde Vardar; radyonun o hiç bitmeyecek büyüsünü, dinleyicileriyle kurduğu “vefa” köprülerini ve mikrofon kapandığında hissedilen o derin yorgunluğun altındaki tutkuyu paylaşıyor.

​”O ses senden mi çıkıyor?” sorusunun ardındaki gizemi,

İlk yayındaki kolonya kokulu heyecanı,

​Ve dijitalleşen dünyada geleneksel radyoculuğun nasıl ayakta kaldığını merak ediyorsanız…

​Kaan Vardar’ın dünyasına, o meşhur “Merhaba dostlar…” selamıyla giriş yapıyoruz.

Mikrofonun başına geçtiğiniz o ilk günü hatırlıyor musunuz?

Hatırlıyorum.  7 Temmuz 1997 yılında mikrofonun başına geçtim. İlk Isparta’da başladım. Hatta ilk çaldığım şarkı da Tarkan ve Şımarık şarkısıydı… O zaman daha yeni çıkmıştı.

O ilk zaman ki Kaan ile bugünkü Kaan arasındaki fark nedir?

Fark var tabi ya. O zaman çok heyecanlanırdım.

Hatta ilk anonsumda kıpkırmızı olmuştum. Arkadaşlar da hatta bana kolonya falan verdiler anons yaptığım sırada. Şimdi öyle değil elbet. Tamamen doğaçlama olduğu için program, hani direkt böyle sabah kalkıp yüzümü yıkayıp programa girebilirim yani yeter ki ses iyi olsun.

Peki, mesleğe başlarken örnek aldığınız biri var mıydı?

Örnek aldığım kimse yoktu. Radyo programına başlamam kendiliğinden gelişen bir olaydı.

Nasıl oldu mesela? Biraz ondan bahseder misin?

Yan komşum radyo sahibiydi. 30 sene evvel 16-17 yaşlarındaydım. Ve Isparta küçük bir yerdi. Şimdi de öyle mi bilmiyorum. Kendisi şey dedi: “Sen Bursa’dan geldin yani büyük şehirden geldin. Orada biraz aksanlı konuşuyorlar. Benim radyom var. Gel program yapalım” şeklinde başladı benim radyoculuk maceram…

“YAYINA HOOOP!!! DİYE BAŞLIYORUM…”

Peki, yayına başlamadan önce o son 15 dakikada yaptığınız bir alışkanlığınız var mı?

Gerçekten yayına ‘hop!!!’ diye başlıyorum.

Şarkı seçimleri önemli… Hemen programa girerken 3-5 tane şarkı bulmam gerekiyor. Program akışıyla ilgili planlarıma yolda gelirken karar veriyorum. Aslında hummalı bir hazırlık yapmıyorum. İnteraktif olduğu için program genelde dinleyiciye göre şekil alıyor. Bazen gündem konuşuruz bazen de alakasız konulardan bahsedebiliriz. Tabii ki gidişata göre iyi bir konu olursa da akış başka bir tarafa doğru yönlenebilir. Ya da gündem neyse onun üzerinde de uzun uzun konuşmalar yapılabilir.

Bursa’da radyo programcısı olmak nasıl bir duygu?

Bursa sonuçta büyük bir şehir hatta Türkiye’nin dördüncü büyük şehri…

Katılım fazla, dinlenme oranı fazla. Yani bu çok güzel bir şey. Mesleğimiz açısından çok önemli bir şey.

Hani Isparta’yla kıyaslayamam. Çünkü Isparta daha küçük.

Ama şimdi bir de günümüz teknolojisini de göz önünde bulundurursak radyoculuk çok başka bir boyuta evrildi. Şimdi yirmi sene önce ne internet vardı ne de sosyal medya vardı. Bu yüzden artık atladığımız aşamanın çok kayda değer bir boyutta olduğunu düşünüyorum.

“BAZI DİNLEYİCİLERİM ELİMDE BÜYÜDÜ”

Şehrin nabzını tutarken Bursa dinleyicisiyle aranızda bir bağ kurdunuz mu ya da nasıl bir bağ kurdunuz?

Dinleyiciler katılıyor programlarımıza. Her zaman böyleydi. Sonuçta mesleğin doğasında var. Hatta o kadar köklü dinleyicilerim var ki; elimde büyüdüler bile diyebilirim. ( gülümsüyor)

Yani çocukken dinlemeye başlayıp 13-14 yaşlarında dinlemeye başlayıp şimdi evlenip çoluk çocuğa karışan dinleyicilerim var benim.  Aslında radyo dinleyicisi genelde sabit oluyor.

Ve radyo dinleyicisi vefalı olur. Radyo çok başka bir kültür diyebilirim.

‘O SES SENDEN Mİ ÇIKIYOR?’

Eskiden sadece ses vardı ve bizler için radyo programcıları görünümü itibariyle bizde her zaman gizemini koruyordu. Ama şimdi sosyal medya ile birlikte bu sır perdesi aralandı. Biz yıllarca ses ile görüntüyü kendi kafamızda canlandırdık. Tanışma imkânımız olduğunda da bazen hiç beklediğimiz gibi olmadığı için radyocuların görünümleri itibariyle hayal kırıklığına uğradık. Şimdi ise her şey çok farklı. Artık böyle bir gizem yok. Çünkü sosyal medya çok yaygın. Yani herkes çok görünür bir durumda.  Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu durum radyonun o gizemli havasını bozdu mu sizce?

Tabi ki bozdu. Bundan 15 -20 yıl önce ulusal radyolarda takip ettiğim radyo programcıları vardı. Görme imkânı yakaladığım zamanlar bazen hayal kırıklığı yaşadığım oldu.

Mesela isim vereyim. Kadir Çöpdemir’i görünce aşırı şaşırmıştım. Hani ‘o ses sahibi sen misin’ gibilerinden. Artık sosyal medya sayesinde insanlar çok görünür olduğu için şaşırmıyor. Hemen ses ve görüntüyü kafalarında entegre edebiliyorlar. Dolayısıyla çok fazla yorum yapılmıyor. Yani o gizem yok artık. Eskiden böylesi bir gizlilik olduğu ilk karşılaşmalarda tuhaf geliyordu insanlara.

‘O ses senden mi çıkıyor?’ falan gibilerinden. Sonuçta böylesi bir gizemde hayal gücü devreye giriyor. İlk karşılaşma anında mutlaka bir şaşırma ve hayal kırıklığı olabiliyor.

“RADYOLAR HER ZAMAN VAR OLACAK”

Postcast’lerin ve dijital platformların yükselmesiyle birlikte geleneksel radyoculuk nasıl etkilendi ve bu bağlamda radyo her zaman var olacak mı?

Radyoculuk tabii ki çok etkilendi. Uygulamalar artık var.  YouTube Music, Spotify, işte Apple Music gibi uygulamalar sayesinde insanlar şarkılara istediği zaman istediği şekilde erişebiliyor ama radyonun esprisi farklı. Tabi eskiden daha çok dinleniyorduk. Radyo ve radyoculuk ölmeyecek. Ama tabi yalpalıyor. Birçok nedenden ötürü radyoculuk da etkilendi.

Radyo her zaman var olacak. Ne olursa olsun araçta, iş yerinde işte ne bileyim evde çok dinlenmiyor tahminimce.  Eskiden dinleniliyordu evet. Özellikle işte televizyonun olmadığı zamanlarda her önemli olayı insanlar radyodan öğreniyorlarmış. Bir de radyoda insanlar isimlerini ve seslerini duymayı seviyorlar ezelden beri. Bu ilgi eskisi gibi yoğun değil.

Bugün mesela gençler radyocu olmak istiyorlar. Bir telefonları bir de kulaklıkları var.

Radyocu olmaya adaylar yani. Onlara vereceğiniz tavsiyeler ne olurdu?

Yani başlamayın derdim.  Şu zamanda radyocu olmak isteyen bir hevesle başlar.

Hani bu işi profesyonel olarak yapmak isteyeni ben görmedim.

Meslek olarak hani benden sonra bizden sonra yetişen nesil ben görmüyorum ki zaten Bursa’da da sayılı birkaç radyoda canlı program var.

Hani böyle ne bileyim staj vereyim, hani hevesimi alayım gibi talepler oluyor ama meslek olarak ileriye dönük hamleler değil bunlar.

Bir de şöyle çok kısa dört tane sorum var ama tek soru tek cevap şeklinde hızlı hızlı yapalım istiyorum.

Bursa denince akla gelen ilk şarkı nedir?

Bursa’nın Ufak Tefek Taşları… (gülüyor)

Çalar mısınız radyoda?

Yani çalarız format olmasa da arada göndeririz yani.

Bir soru daha asla çalmam dediğiniz isim hangisi?

Zaten arabesk şarkı çalmıyoruz.

Mesela İsmail YK çalmam. Arabesk de çalsak çalmam.

Aleyna Tilki çalmam.

Bu benim kişisel tercihim tabi ki ama radyomuzda çalınıyor mu?

Çalınıyor. O ayrı bir konu.

Ya Aleyna Tilki güncel şarkıları düetleri çalınıyor eyvallah ama ben programında çalmam.

Mikrofon kapandığı an hissettiğiniz ilk şey ne oluyor?

Ya ben yayındayken hiç doğru düzgün çıkmıyorum dışarı.

Yani kulaklığı taktım.  Yayına girdiğim zaman ayrı bir dünyaya geçiyorum.

Çünkü hani ne işte vergi borcunun ne dert tasa işte o sırada hiçbir şey kalmıyor bende.

Otomatikman kendimi sıfırlıyorum.

Yayındayken normal şahsi telefonumdan beni kimse aramaz.

Yani ayrı bir dünyadayım.

Yayından çıkınca da kendimi çok yorulmuş hissediyorum.

Konuşmak gerçekten çok yoruyor. Yani insanlar hep şey diyordur radyocular için: ‘Konuşarak oturduğu yerden para kazanıyor’ Aslında hiç öyle değil. Mesela yayında iken hazır cevap olmak lazım. Özellikle bazen canlı telefon bağlantıları yaptığın zaman kimin aradığını bilmiyorsun, ne diyeceğini bilmiyorsun, belki argo da konuşabilir. Onu engelleyemezsin.

Sakin ve sabırla tepki vermelisin. Programdan sonra bir 5-10 dakika oturuyorum.

Radyo mu, sahne mi, televizyon mu?

Radyo tabii ki.  Sahne, televizyon diye sıralarız yani. Radyo benim için ayrı bir yerde.

Çünkü tek yaptığın en iyi iş o. Yani birçok iş yapıyoruz ama

Radyoculuğu tutkuyla ve severek yapıyorum.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.